ASIRLIK BİR GÜNÜN HİKAYESİ
İNCELEME

ASIRLIK BİR GÜNÜN HİKAYESİ

Said Ortagedik1 Ekim 20261 dk okuma27

cengiz aytmatov'un babaannesinden dinlediği masalların tadında kaleme aldığı, uçsuz bucaksız bozkırın ortasında dostuna son vazifesini yerine getiren boranlı yedigey'in bu ıssızlığın içinde geçirdiği hayatını izliyoruz roman boyunca. bozkırda trenler doğudan batıya, batıdan doğuya sürekli gelip gidiyorlar ve kimsesizliğin ortasında birbirine sarılan üç-beş insan yitip gitmemek için birbirlerine dayanarak bütün zorluklara göğüs germeye çalışıyorlar. kah hava şartlarının zorluğu, kah yönetimin suçsuz bir adamın hayatını haksız yere elinden almaya çalışması, kah tabiatı gereği coşan bir hayvanı zapt etmenin güçlüğü. bozkırın ortasında mücadele hiç bitmiyor ilk andan itibaren ve siz bu mücadelede yazarın harika üslubu ile bir anda direniyor, kasılıyor ve acıya, üzüntüye, yorgunluğa ortak oluyorsunuz. bir milletin geçmişini de boraanlı yedigey'in geçmişiyle gözden geçiriyoruz ve dönemin yönetimine yönlendirilen eleştiriler de göze çarpıyor. özellikle mankurt hikayesi üzerinden sovyet rejimine yönlendirilen oklar yerini bulmuş. baştan sona kolay kolay elden düşmeden akıp giden, yoğun duyguların okuyucuya güzel bir biçimde aktarıldığı ve insanı uçsuz bucaksız bozkırlara sürükleyen başarılı yapıt beni de uzun zaman etkisinde bırakmıştı.

zordur bir eseri çok beğenip birden fazla kez okumak. ama gün olur asra bedel benim iki kere okuduğum sayılı eserlerdendir. romanın en çarpıcı taraflarından biri bellek ve geçmiş meselesi. aytmatov, geçmişini unutan insanın kimliğini de kaybetmeye başlayacağını savunur roman boyunca. Bu nedenle roman yalnızca bir sovyet dönemi hikâyesi değil, insanın kendi köklerinden koparılması üzerine evrensel bir anlatıdır.

roman sonunda yazar tüm okurlara şu soruyu soruyor;

"insan geçmişini ve hafızasını kaybederse geriye ne kalır?"

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.