Podcast
Sesli yayınlar — söyleşi, okuma, deneme.
ŞIIRDinleSAAT DOKSANALTI
Ben dünyanın gri saatini kuruyorum sen uyurken. Sana derler ki, sabahın altılarında hâlâ yasında doksanların — inanma. Daha bulut tutmamış gözleri, ağıttan gemiler yüzdürüyor karada “Çaresiz bir hastalık tutturmuş ciğerine” derler, masal değmemiş hâlâ yaralı ağzına — inanma. Ben dünyanın gri saatini kuruyorum tan vakti. Sen kötü kalabalıkları düşüne alırken, ben ham öfkeden geceye ay dokuyorum daha. Gün daha ağarmamışken, ağzımda süt kiri, ağzımda tütün sesli papatya. Henüz toplamamışken yere çaldığı çocuğu gezegen, dönüyorken hâlâ — ben dünyanın gri saatine koşuyorum, altılar ve doksanlarla. derlerse sana saatli köyün meydanında düşmüş kalmış, Eksik bir akşamla— inanma. Sadece, Saat doksan altıyı vurmadı daha.
20 Haziran 2026 · 1:26 · 11 dinleme
DENEMEDinleELMA ŞEKERİ VE ADEMLER - CEM BİRGİ
Varlıktan hiçliğe gidebiliyoruz da hiçlikten varlığa sefer koymamışlar. Varlığı yaşayabilmen için eskilerin deyimiyle, ağzında altın kaşıkla dünyaya gelmen gerekiyor. Ama şahsen bazı ademoğullarının elma şekeriyle kutsandığını düşünürüm. Tabi bunlar günümüz şartları için geçerli, ülkemiz için geçerli. Eskiden çalıştığının karşılığını alabiliyordun ve kenara para da koyabiliyordun. Şimdi bir tane eli yüzü düzgün telefon alabilmek için asgari 6 ay çalışman gerekiyor, yemeden içmeden. Ee eve nasıl bakacaksın, faturaları ne yapacaksın, kirayı, mutfak masraflarını nasıl karşılayacaksın? Çocukların da varsa iyice açmazdasın. Eskiyip gittiğinde, güncelleme almadığında çöp olacak bir telefon için 6 ay emeğin, ömrün gidecek. Reva mı bu? Elma şekeriyle kutsanmış Ademler için reva. Ne güzel oluşturmuşlar sistemi. Bütün gün kan ter içinde, güneşin alnında çalış. Eve gel lüks hayatları izle, normalmiş gibi. Bir ben böyleyim diye düşün. Herkes yolunu bulmuş diye düşün. Müthiş bir yanılsama bu. Kimse öyle değil, çoğunluk senin gibi. O tripleks evinin katlarında asansörle dolaşanlar sadece azınlık. Seni sadece ucuz iş gücü olarak görüyor patronlar. Eve gelip bir kâse kiraz yediğinde mutlu oluyorsun, borcunu biraz azaltabilsen mutlu oluyorsun. Ama bunlar anlık mutluluklar oluyor. Kalıcı değil, çünkü gün başladığında yine borçlanacaksın, eve geldiğinde yine lüks hayatları izleyeceksin. İmreneceksin, öyle ki ömrün bir hayale kavuşma derdiyle yitip gidecek. Dünya insanlar için cehennem de cennet de. Oğluna pantolon alamadığı için hayatına son veren babalar, çocukları üşümesin diye fön makinesini çalıştırıp yan odada kendini asan analar. Vay, vay, vay. Bu sosyete özentiliğini bir kenara bıraksak ülkece biraz olsun rahatlayacağız aslında. Çünkü kör göze parmak sokuyorlar. Eski dizilerden, filmlerden bahsedelim. Mesela İkinci Bahar, orada bu kadar şatafatlı yaşamlar var mıydı? Yedi Numara, Ayrılsak da Beraberiz, Çiçek Taksi, Süper Baba vs. Bunlarda böylesine insanları imrendirecek hayatlar var mıydı? Herkes kendinden bir şeyler bulurdu, samimi insanımıza, samimi içerikler sunulurdu. Hiçlikten varlığa sefer koymadıkları gibi, insanları hipnotize ediyorlar. Çarklar dönsün de mutlu azınlıklar sefa sürsün diye. Halkın üzerinden dozerlerle geçiyorlar. Yaşayanlar gölge yaşıyor, ölenler bir günde unutuluyor. Ülke böyle, dünya nasıl olursa olsun.
8 Haziran 2026 · 3:44 · 34 dinleme
ŞIIRDinleOTUZ ALTI YAŞ - YAVUZ EVLİYOĞLU
Zamağnı ölçmeyi bıraktım Ne saat ne gölgeyle. Bir kuş öter, bir yaprak kayar; İkisi de aynadır bana Ha ilkbahar ha sonbahar Bir ağacın gövdesinde büyüyen yara gibiyim Ne kesiliyor ne kapanıyor Gözlerim aynıya değil, Savrulan saçlarıma bakıyor. Öyle bir bahardayım ki Susmaya da rağzı dilim Dost sesleri düşerdi uzaktan Rüzgâr hep karanlıktan eserdi Kam davulları canlanır Ben yağmurlarla yarışırdım Şimdi biliyorum; yağmak zorunda değilmiş yağmur Her bahar. Güzel kokularla dinleniyorum Orta yaşlarında bir yıldızın / olgun ışıklarında Suyun suçu yok, akacak tabiğ Rüzgâr çeviriyor sayfalarımı asıl; Devrim dönüyor, kalınlaşıyor derim Ve yüzüm – yüzüm inceliyor. Çocuklarım büyüyor, kediler yürüyor. 73 bahar harcadım – cenneti 3 bahar yaşadım Helkem doldu mu bilmem Kaldı mı savuracak saçlarım? Râm oluyor gözlerim aynaya Saymıyorum artık: Cahit Sıtkı’nın ortasını geçtim, Orhan Veli’nin öldüğü yaştayım.
24 Mayıs 2026 · 2:19 · 60 dinleme
ŞIIRDinleGALATA KELEBEKLERİ - YAVUZ EVLİYAOĞLU
Kelebekler uçar Galata’ya çıkan yollarda Tuz zamağnı başladığında basılan hiçbir yer taş değildir. Bordasına sırt veren insanların Dizlerini titretir: Yelkeni kapalı bir ağır gemi Tüyler düşer üzerine martı kanatlarından Nasıl kaldırsın bir insan bunca tüyü? Alıç kokar Galata’ya çıkan yollar Dalgalar korkutur martıları Tüysüz kanatları ıslandıkça – kelebekler sırtlanır alıç kokularını. Nasıl kaldırsın bir kelebek Bu koca koca insanları? Zaman zaman ben de uçarım Galata’dan inen yolların üstünden; Birinin boşluğuna/ Birine dokunmadan. Kanatlarımda bir devrim rüzgârı Galata’ya uzak ne kadar kelebek varsa – Bana benzeyen Yüzlerine söyleyeceğim: Tuz sustu, deniz koktu Çırpsan da çırpmasan da Yasak bir kanada sahip olmak! Galata şimdi alıç ve kül kokuyor Rüzgâr, eski bir şarkı söylüyor – kesilmiş çınar ağacının dallarında: Her tüy bir yük artık bedene Her insan bir kelebek
24 Mayıs 2026 · 2:34 · 37 dinleme
