
SABAHATTİN ALİ’NİN ATATÜRK’E YAZDIĞI AŞK ŞİİRİ - "BENİM AŞKIM"
Sabahattin Ali, Almanya dönüşünün ardından Konya’da Almanca öğretmenliği yapmaya başlar. Bir gün, katıldığı bir dost meclisinde Atatürk’ü ve dönemin bazı yöneticilerini eleştiren bir şiir okuduğu iddiasıyla ihbar edilir.
Okuduğu iddia edilen şiir şöyle:
Hey anavatandan ayrılmayanlar,
Bulanık dereler durulmuş mudur?
Dinmiş mi olukla akan o kanlar?
Büyük hedeflere varılmış mıdır?
Asarlar mı hâlâ Hakk’a tapanı?
Mebus yaparlar mı her şaklabanı?
Köylünün elinde var mı sabanı?
Sıska öküzleri dirilmiş midir?
Cümlesi “beli” der, Enelhak dese,
Hâlâ taparlar mı koca terese?
İsmet girmedi mi hâlâ kodese?
Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?
“Memleketten Haber” adıyla bilinen bu şiir Sabahattin Ali’ye atfedilse de şiirin gerçekten ona ait olup olmadığı kesin değil. Sabahattin Ali, soruşturma ve yargılama sürecinde şiiri hem yazdığını hem de okuduğunu reddetmiş.
Üstelik şiirin söyleyiş biçimi, Bütün Şiirleri kitabından okuyabildiğim kadarıyla, Sabahattin Ali’nin genel şiir üslubuyla bütünüyle örtüşmüyor. Bence, Bektaşi taşlamalarını andıran, kaba hicve dayanan bu şiir muhtemelen bir başkası tarafından yazıldı. Sabahattin Ali de şiiri bir yerden duydu, beğendi, ezberledi ve dost meclisi sandığı bir toplantıda okudu. Tabii bu ihtimali kesinleştirecek bir kanıt da yok.
Şiirde Atatürk, İsmet İnönü ve “Kel Ali” olarak anılan Ali Çetinkaya’ya hakaret edildiği ileri sürülüyor ve Sabahattin Ali ilgili makamlara ihbar ediliyor.
İhbarı yapanlar arasında Türkçü ve Kemalist tarihçi-yazar Cemal Kutay da var. Cemal Kutay, Bedirhan Bey ailesinin soyundan geliyor. Sabahattin Ali’nin savunmasında kullandığı şu sözlerle de Cemal Kutay’ı kastediyor:
“Benim babam asker, babamın babası asker, anamın babası yine askerdir. Bu adamların hepsi bu memleket için kanlarını dökmüşlerdir. Ve benim şimdi damarlarımda dolaşan kan, bu adamların kanıdır. Benim bu memlekete, bu memleketi kurtaranlara ihanet etmeme imkân yoktur. Bu memlekete ve memleket evladına silah atan asi Kürt derebeylerinin ahfadı değilim.”
Sabahattin Ali’nin “asi Kürt derebeylerinin ahfadı” sözleriyle, Botan Emiri Bedirhan Bey’in torunlarından olan Cemal Kutay’ı ima ettiği belli.
Üstelik, Cemal Kutay’ın babası Tahir Muhlis Bey, cumhuriyetin ilk dönemlerinde şimdiki Yargıtay Başkanlığı'na denk olan Mahkeme-i Temyiz’in başkanlığını yapmış; olayın yaşandığı dönemde ise Konya İstinaf Mahkemesi Ceza Reisi olarak görev yapıyor. Hal böyle olunca, Sabahattin Ali’nin yargılanırken kişisel ilişkilerden ve nüfuz çevrelerinden etkilenmiş olabileceği düşünülüyor. Tabii ki, yargılamanın kişisel bir intikam operasyonu olduğunu kesin biçimde söylemek yine de mümkün değil.
Sabahattin Ali, Aralık 1932’de tutuklanıyor. Önce bir yıl hapse mahkûm ediliyor; temyiz sürecinden sonra cezası on dört aya çıkarılıyor. Mahkûmiyetle birlikte, memuriyetten de atılıyor.
Konya Hapishanesi’nde bulunduğu sırada, 14 Nisan 1933 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’e bir mektup yazıyor:
“Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine,
Zât-ı âlinizi îmâen ve telmihen tahkiri mutazammın bir şiiri yazmış ve okumuş olmak cürmü ile bir sene hapse mahkûm edildim. Mahkeme zabıtlarının sathî bir tedkiki bile bu kararın nasıl bir zihniyetin tesiri altında verildiğini ispat edebilir. Fakat Temyiz Mahkemesi tarafından tasdik edilmiş olması, hükmün isabetsizliğine dair daha çok söz söylemekten beni alıkoymaktadır.
Beni en çok üzen, yediğim ceza değil; sizin büyük isminizin şahsî intikam vasıtası olarak kullanılabilmesi ve buna müsamaha edilmesi keyfiyetidir. Peşin hükümlerden, sakat düşüncelerden ve lüzumsuz korkulardan uzak bir heyete her zaman kabahâtsizliğimi ispat edebilirim.
Fakat bütün bunlara lüzum kalmadan işi sizin yüksek kararınıza bırakmayı tercih ettim: “Ben böyle bir şey yapmadım” diyor ve buna inanmanızı rica ediyorum. Benim şimdiye kadar yalan söylediğim görülmemiştir. Ne karakterde bir adam olduğum da Maarif Vekâleti’nden sorulabilir. Herhâlde bana inanacağınızı ümit ediyorum.
Şimdilik kendi sözlerim ve teminatımdan başka müeyyidesi olmayan bu iddiam inanılacak kuvvette görülmediği takdirde yine size müracaat ediyor ve affımı rica ediyorum. Eninde sonunda hakkımı ispat edeceğimi bilmesem böyle bir ricada bulunmazdım. Beni affedecek kadar büyük ve iyi kalpli olduğunuzdan eminim.
Ellerinizden öperim efendim.
14 Nisan 1933
Konya Hapishanesi’nde mevkuf
Konya Muhtelit Orta Mektep Almanca Muallimi
Sabahattin Ali”
Bu mektup yalnızca bir af talebi değil; Sabahattin Ali, öncelikle suçsuz olduğunu savunuyor, mahkûmiyetinin kişisel
bir hesaplaşmanın sonucu olduğunu ileri sürüyor ve Atatürk’ün adının bu hesaplaşmada araç olarak kullanıldığını söylüyor.
Ancak Sabahattin Ali, bu mektubun ardından Atatürk tarafından özel olarak affedilmiyor. Cumhuriyet’in onuncu yılı dolayısıyla çıkarılan genel aftan yararlanarak 1933 yılında cezaevinden çıkıyor.
Çıkıyor çıkmasına ama memuriyete dönemiyor tabii ki. Geçim derdine düşüyor. Tekrar memuriyete dönmek istiyor ama kapılar kapanıyor. Tercümanlık, çeviri işlerinden eline biraz para geçse de iyice zor durumda kalıyor.
Bir arkadaşı, kendisini temize çıkarabilmesi için siyasi tutumunu ve Cumhuriyet rejimine bağlılığını gösterecek bir şey yapması gerektiği söylüyor. Sabahattin Ali de Atatürk’e hitaben “Benim Aşkım” adlı şiiri kaleme alıyor:
Bir kalemin ucundan hislerimiz akınca
Bir ince yol onları sıkıyor, daraltıyor;
Beni anlayamazsan gözlerime bakınca
Göğsümü parçala, bak kalbim nasıl atıyor.
Daha pek doymamışken yaşamın tadına
Gönül bağlanmaz oldu ne kıza ne kadına…
Gönlüm yüz sürmek ister yalnız senin katına,
Senden başka her şeyi bir mangıra satıyor.
Sensin, kalbim değildir, böyle göğsüme vuran,
Sensin “ülkü” adıyla beynimde dimdik duran,
Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran;
Seni çıkarsam ömrüm başlamadan bitiyor.
Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye?
Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya.
Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye,
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.
Şiir, 15 Ocak 1934 tarihli Varlık dergisinde yayımlanıyor. “Benim Aşkım” şiiri, yeniden memuriyete kabul edilmesinin önünü açan bir siyasi sadakat göstergesi olarak değerlendirilmiş olacak ki Sabahattin Ali, aynı yıl Maarif Vekâleti Neşriyat Müdürlüğünde yeniden göreve başlıyor.
Sabahattin Ali’ye atfedilen ilk şiir “Memleketten Haber” ile ısmarlama yazdığı “Benim Aşkım” arasındaki keskin karşıtlık dikkat çekiyor. İlk şiirde Atatürk ve Cumhuriyet yöneticileri ağır biçimde eleştirilirken ikinci şiirde Atatürk’e neredeyse sınırsız bir bağlılık ilan ediliyor.
Bence bu karşıtlık, Sabahattin Ali’nin düşüncesini değiştirmesiyle açıklanamaz. “Benim Aşkım”, siyasi baskı altında kalmış, mesleğini kaybetmiş ve geçimini sağlayabilmek için yeniden devlet hizmetine dönmek isteyen yazarın yazdığı bir şiir olduğu aşikâr.
Bu nedenle “Benim Aşkım” şiiri, samimi bir hayranlık metni de olabileceği gibi, yeniden çalışabilmenin ve hayata tutunabilmenin bedeli olarak sunulmuş bir bağlılık belgesi.
Şöyle bir soruyla yazımızı sonlandıralım:
Bir yazar, işlemediğini söylediği bir suç nedeniyle mahkûm edildikten sonra yeniden çalışabilmek için iktidara aşk şiiri yazmak zorunda kalıyorsa, yazdığı şiir gerçekten bir aşk şiiri midir?
Kaynakça
Ali, Sabahattin. Bütün Şiirleri: Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler. Hazırlayan Atilla Özkırımlı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1999.
Bakacak, Naman. “Atatürk’e Yazdığı Af Mektubuyla Sabahattin Ali’nin Başı Öne Eğildi mi?” Independent Türkçe, 1 Mart 2021.
Atatürk Ansiklopedisi. “Sabahattin Ali (1907–1948)” (Çevrimiçi)
Yorumlar (1)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
Yavuz Evliyaoğlu18 Temmuz 2026 · 20:09Sabahattin Ali şiirini sevmem, bence becerememiş. Öyküde romanda çok iyi kabul, ben de çok beğeniyorum ama şiir...olmamış bence. Peki "Benim Aşkım" ? Enteresan bir şekilde bu şiirini samimi olmamasına, sadakat belgesi olarak yazmış olmasına rağmen çok beğendim. Yok hayır, Atatürk'ü sevdiğimden değil; şiirin kuruluş şekli itibariyle. Sabahattin Ali'nin en olmuş şiiri bence budur.
