Çengel Fanzin - 7"Distopya" temalı fanzinimiz için eser alımı başladı. Lütfen eserlerinizi 31 Ekim'e kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
ARABESK
SINEMA

ARABESK

@zagalar19 Ekim 20261 dk okuma3

arabesk kelimesi dilimize fransızcadaki arabesque sözcüğünden geçmiştir ve kökeni italyancadaki arabesco yani "arap tarzında" kelimesine dayanır. fakat izlediğimi film tamamen bizim absürtlüğümüzü taşır.

one, two, tiri, foro deyip hemen konumuza dalıyoruz:
arabesk filmini ilk izlediğimde çocuktum. 1988 yapımı, türk sinemasının modern klasiklerinden biri olan filmi şener şen'in etkisinden komedi tarzına sokuşturup kahkahalar arasında boğduk diyebilirim. böyle düşününce döneminin en çok küçümsenen ve en çok izlenen çocuğu konumundadır film.

insanın acıyla kurduğu ilişki gariptir. insan bazen acıdan kurtulmak ister, bazen de onu bırakmak istemez. bazı acılar yalnızca canımızı yakmaz; aslında bize kim olduğumuzu da söyler. yani ne kadar acı çekiyorsak o kadar köfte aldığımızın farkındayızdır. arabesk kültürünün bu kadar güçlü olmasının sebeplerinden biri de budur.

dönemin modası gereği filmler de şarkılardan doğmuştur. o yüzden bu filmlerin genel hikayesini hepimiz biliriz. köyden şehre gelen bir adam, gecekondu, imkansız bir aşk, belki arada bir tecavüz, bir haksızlık, bir sarhoşluk, sonunda bir şarkı... ardından ya ölüm ya da meşhur kadere teslimiyet... sinema eleştirmenleri buna genelde klişe der. bana kalırsa klişe, çok sayıda insanın aynı yerden bir şeye bakmasıdır.

neyse, demagojiyi bırakarak yolumuza devam edelim, derim. işte arabesk filmi de tam burada ortaya çıkar. film, arabeski dışarıdan izleyip onunla dalga geçen seyirlik bir görsel değildir yalnızca. daha zekice bir şey yapar: arabeskin bütün kurallarını kabul eder ve onları sonuna kadar uygular.

aşık olursun, ayrılırsın, arada bir tecavüz ve kör olursun, sonra ölürsün, ardında yeniden dirilirsin. tam kavuşacakken başka bir felaket gelir. sonra bir başkası... bu, böylece devam eder.

normal bir melodramda bunlardan biri seyirciyi üzer. ikisi veya üçüncüsüyle birlikte insan, "hadi oradan," der. dördüncüsünde ise gülmeye başlar. çünkü mevcut trajedi bir noktadan sonra ağırlığını hissettiremez artık. ve film burada bize o tuhaf bir çelişkiyi anlatmaya çalışır.

arabesk normalde kadere isyan eder. çünkü o dönem milyonlarca insan köyünü arkasında bırakıp şehrin ya da bir şeyin kıyısına tutunmaya çalışıyordur. yaşadıkları olaylar ve isyan hep kendi kaderlerinin içinde kalır. kahramanımız "batsın bu dünya," der ama dünyayı değiştirmeye kalkmaz veya "allahım kör et beni," der ama yine gördüklerini değiştirmeye çalışmaz. sadece dünyanın batmasını veya bunları görmemeyi diler. bu yüzden arabesk, devrimci bir öfkeden çok, susturulmuş bir öfkenin sakin bir ağırlığıdır.

bundan dolayı filmde kimse "ulan ne kadar saçma bir hayat yaşıyoruz," demez. başta da dediğim gibi bunun yerine film hayatı daha da saçmalaştırır. bu yüzden gülmemiz gereken şey aslında başkasının acısı değil; acının içindeki kendimizdir.

belki de arabesk filmin sırrı şudur:
bize acımızın güzel olabileceğini öğretmez, acımızın bizim olduğunu hatırlatmaya çalışır. perde kararırken şarkı biter ama yarası da kalır. o zaman..."seni yazdım"

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.