
Bir kelime, bir fikir doğurur.
Her şey dört temel düşünceyle başlıyordu; gelenek, onur, disiplin, mükemmellik. Bunlar ilk bakışta ana kavramlardı, taşlardı, belki de oyulmuş sabit heykellerdi. Oysa bu kelimelere biraz yakından baktığımızda, her birinin zamanla genişleyen ve yeniden yorumlanan kavramlar olduğunu görürüz. İnsanlık, böyle temel düşünceleri binlerce yıldır farklı biçimlerde yeniden ve yeniden üretmiştir. Bunlar, kimi zaman bir ideoloji kimi zaman bir din veya bir öğreti olarak karşımıza çıkar. Hikayemizde de katılaşmış bu düzene yeni bir mesih gelecektir.
Filmde Keating de çocukların hayatına bir kelime, bir fikir ve bakış açısıyla doğmuştur. Çünkü bir kelime, bir düşünce; toplumları fazlasıyla etkileyebilir. Her mesih kendi toplumunda aydınlanır, onu var eden ihtiyaç da o toplumdan doğar. Bunu hikayede de net bir şekilde görüyoruz. Baş karakterimiz Keating, kendi okulunun birincisidir ve içine yeni katıldığı toplumun yani öğrencilerin tam da böyle bir mesihe ihtiyacı vardır.
Bahçe sahnesinde, çocuklar yıllığı bulmuşlardır ve Keating'e bir soru sorarlar: "Ölü Ozanlar Derneği nedir?"
Keating, burayı insanın kendini aşabileceği bir yer olarak anlatır. Hatta biraz ironi yaparak "Bir mağarada toplanırdık," der. Fakat düşüncenin açık havayı daha çok sevdiğini ekler. Sonrasında bugünün bireylerinin ve zihinlerinin buna karşı çıkacağını söyler. Nitekim öyledir de. İnsanların çoğu, kelimelerin yalnızca basit tanımlarına tutunmuş durumdadır. Başka anlamlarına, neyi çağrıştırdıklarına veya bize neyi hayal ettirdiklerine bakmazlar. Hatta bazen böyle farklı düşünenlerden çokça korkarlar.
Mağaraya gidilir ve öğrenciler toplantıyı şu dizelerle açarlar:
Bilinçli yaşamak için ormana gittim,
hayatın tüm iliğini emmek için.
Doğaya koştum.
Hayat olmayan şeyleri iteceğim
ve öldüğümde, gerçekten yaşamış olduğumu göreceğim.
Sonrasında herkes şiirlerini, düşüncelerini, hikayelerini ve kendi tanımlarını ortaya döker. Aslında bunların her biri hayatın farklı bir rengidir. Keating onların dünyasını biraz daha büyütmeye devam eder.
Yükselmenin, hatta yalnızca bir masanın üzerine çıkmanın bile bakış açısını değiştireceğini anlatır. En basitinden yürümenin bile insana özgü olması gerektiğini söyler. Ardından Keating'in ağzından şu sözler dökülür: "Çoğu insan sessiz bir çaresizlik içinde yaşar. Buna teslim olur. Siz teslim olmayın. Kalıplarınızı kırın. Bir uçurumun kenarındaki sürü olmayın; etrafınıza bakın."
Belki de filmin en çarpıcı cümlelerinden biri budur. Çünkü insan çoğu zaman başkalarının çizdiği kalıplara sığınır. İnançlarına, alışkanlıklarına ve korkularına yenilir. Düşünmeyi bırakır ve yalnızca tekrar etmeye devam eder. Kendimize baktığımızda da öyle değil miyiz? Bir yerlere sıkışmış durumdayız. Bu yüzden sevgili Keating, aydınlanma metaforunu bize basitçe açıklar:
"Yol daima ikiye ayrılır ve ben daima az yürünmüş olanı seçtim."
İşte insan zihnini böylesine yüreklendiren şey, kelimelerdir. Kelimeler bu yüzden önemlidir.
Filmin sonlarına geldiğimizde ise bunun yani kelimelerin ne kadar ağır bir bedeli olabileceğini görürüz. Bir babanın baskısı, bir gencin bütün ihtimallerini elinden alabilir. Neil'in babasıyla girdiği çatışma, sonunda onu ölüme sürükler. Bazen bir baba, ölüm bile olabiliyormuş deriz.
Kelimeler, sınırsız bir dünyasının yapı taşlarıdır. Söylemesi zor olan söylediğinde, direndiğinde, dünyayı bile değiştirebilir. Belki kendi dünyan, belki de başkasınınki. O yüzden farklı anlamlar yalnızca seni geliştirmez; aynı zamanda yeni kapılar da açar. Bir sıranın üzerine çıktığında bile, kim bilir neler görebilirsin.
Yazının sonunda film, Shakespeare'in şu dizeleriyle size veda eder:
Eğer biz gölgeler haddimizi aşmışsak,
her şeyin tatlıya bağlandığını düşünün.
Aslında bu görüntüler oluşurken,
siz kazara burada bulundunuz.
Bu zayıf ve garip tema,
bir rüyadan başka bir şey olamaz.
Baylar, hemen üzülmeyin,
siz affederseniz her şeyi düzeltiriz,
çünkü ben dürüst Puck'ım
ve haksız yere şanslıyım.
Şimdi yılanın dilini yatıştıracak
ve her şeyi tatlıya bağlayacağız,
aksi halde Puck'a yalancı deyin.
O yüzden hepinize iyi geceler,
bana elinizi verin, dost olalım.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
