
Borgman üzerine beyin kıpraşmalarım...
Önce film afişinden başlamak istiyorum. üst taraftaki ters dünya mezarlığı düşündürüyor. Borgman burjuvaların bilinçaltına çöküyor. Festival jürilerini delirtmek için yapılmış filme böyle bir afiş yakışırdı.
Borgman, burjuva ikiyüzlülüğünün steril duvarlarına yöneltilmiş en soğuk ve absürt balyozlardan biridir. Filmdeki her fırça darbesi, doğrudan toplumun altını oymak üzere kurgulanmış sessiz bir bombadır bence.
Film, Cannes Film Festivali jürilerini kutuplaştırıp ikiye bölmüştür. Bir kesim, "metaforlarla dolu şaheser bir başyapıt bu film," derken diğer kesim; "bu nedir, bu ne saçmalıktır, bu film değil," demiştir.
Filmin giriş sahnesi vurucu ve garip başlıyor; kişi bambaşka bir evrene ışınlandığını hissediyor. Zaten merak duygusu öyle iyi kullanılmış ki film bitinceye kadar koltuğunuza yapışıyorsunuz. Filmin finali hakkında da bir kaç söylemem lazım ama yeri ve zamanı değil.
(Buradan sonrası film hakkında spoiler içerir.)
Açılışta rahiplerin ve köylülerin yer altındaki delikleri tüfeklerle basıp toprağın altından çıkan adamları avlaması, kurumsallaşmış dinin ve muhafazakar düzenin, kendi iktidarını tehdit eden ilkel ve kontrol edilemez ötekiye duyduğu o histeriyi sembolize eder. Borgman, toplumun düzenini bozan sistem karşıtı bir düşmandır ve yok edilmesi gerekir.
Borgman’ın ormandan kaçıp lüks siteye sığınması ve Richard’ın kapısından dayak yiyip Marina tarafından içeri alınması, medeniyetin kendi elleriyle beslediği ve aslında içten içe arzuladığı kendi yıkımının metaforudur. Bundan sonra kahramanımız aslında hiçbir şey yapmadan bu düzenli kuralcı aileyi sarmaya başlayacaktır.
Borgman’ın geceleri Marina’nın uykusunda göğsüne oturması, bastırılmış karanlık arzuları ve bilinçaltındaki suçluluk duygusunu tırmalayan Incubus mitinin, yani insan zihnini içeriden çürüten o karabasanın açık bir sembolüdür. Kadın ilk defa duygularıyla yüzleşmeye başlar. Aslında yıllardır mutlu olduğunu düşündüğü kocasını sevmediğini fark eder.
Borgman ve ekibinin eski bahçıvanı öldürüp cesedini göle attıktan sonra kafalarını betona gömmeleri; burjuva düzeninin kendi pisliğini ve işlediği suçları kusursuz, pürüzsüz ve estetik bir yüzeyin altına gömme çabasının kapkaranlık bir kara mizahla ifadesidir. Bu sahne bence sinema tarihinin en efsane mezarlık sahnesinin girişidir.
Borgman'ın kendini bahçıvan olarak tanıtıp bahçeyi baştan aşağı kazmaya başlaması, yapay medeniyetin doğayı evcilleştirme illüzyonunu söküp atmak ve o sahte cennetin altına kaosun tohumlarını ekmek anlamını taşır. Ailenin çocuklarına yapılan küçük sırt kesikleri ve iğneler, toplumsal masumiyetin ne kadar kırılgan olduğunu ve yeni nesillerin sistem tarafından ne kadar kolay manipüle edilip zombileştirilebileceğini simgeler. Mutfak masasında kırılan o tek bir yumurta ve dökülen sarısı, steril ve mükemmel görünen o aile yapısının kabuğunun çatladığı anın, yani kontrolün kaybolup kokuşmuş iç alemin dışarı sızmasının doğrudan metaforudur. Borgman ve ekibinin filmin sonunda aileyi tamamen dağıttıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp ormana geri dönmesi ise sistemleri yıkan karanlık doğa güçlerinin zamansızlığını, durdurulamazlığını ve bu yıkım döngüsünün kaçınılmazlığını sembolize eder.
Yönetmene Cannes'da "kim bu Borgman?" sorusu sorulduğunda; "senariste sormak lazım ben de bilmiyorum," demiştir. Aslında senarist Alex van Warmerdam'ın ta kendisidir.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
