
Bazı orospular dudaktan öpüşmez, ben öpüşüyorum. O kafada olan adamlar o kadar az ki artık, dudaklarıma kondurulan bir öpücük beni bu kararımdan soğutmuyor. Beni ziyaret eden adamların çoğu bırakın öpüşmeyi, gözlerini gözlerime denk getirmekten dahi yanaşmıyor. O zaman ben de gözlerimi ya karşı duvara ya da tavana dikiyorum, duvar kağıtlarının rutubetten kabarmış yerlerinde bir sürü şekil görüyorum. Tavandaki çatlaklar ve küfler de bana bu oyalanacak malzemeyi veriyor. Bu çok küçükken beni uyku tutmadığında, annemi uyandırmaktan korktuğum zaman yaptığım bir oyundu. Bulutları seyretmek gibi bir nevi. Zaten bizim binada pencereler hep koyu kırmızı kadife perdelerle sımsıkı kapalı. Semt esnafı rahatsız olduğu için istediğimiz gibi gökyüzüne bakamıyoruz. Ben de gökyüzünü odamın duvarlarına ve tavanına taşıyorum, bulutlardaki şekilleri çözmeye çalışıyorum. Her defasında da farklı şeyler görüyorum, e gökyüzü dediğin değişmeden durur mu!
Kapıdan çıkan adamın kısa süren işi sırasında da öyle yaptım. Üzerimde hırıltılı nefesleriyle gelip giden bu adamların farkına varmaktan daha iyi bu, onları bir süreliğine katlanır kılıyor. Hani uykudayken bir karabasan çöker üstünüze, kımıldayıp kurtulmak istemenize rağmen yapamazsınız ya, işte onun gibi bir karaltı üzerimdeki. Uyanınca bitecek işte, şansım varsa ve bir sonraki uyku zamanı hemen gelmezse, o zamana kadar o hayaletin pis ağırlığını silker atarım üzerimden. Yine de bu hayaletlerin tek iyi tarafı ne biliyor musun? Ben ne kadar onlar yok diye kendimi kandırsam da her defasında var olduklarını suratıma çarpıyorlar ama komidinin üzerine bıraktıkları şu mangırlar var ya, tek tesellim onlar. O mangırlar işte bana kendisi için çalıştığım bu adama borcumu ödeyince yapacaklarımı düşündürür. Sizin düşündüğünüz gibi de haram para değildir bence. Demek istediğim hanginiz işinizi yaparken hem bütün etinizi kullanıp hem de o an o et kendinin değilmiş gibi hissetmek için kılı kırk yarıyorsunuz? Söyleyin hele, hanginiz, kursağından iki lokma daha geçirip yarını görebilmek için, güya “benim” dediği şeyin elinden böyle lime lime edilerek alınmasına göz yumuyor, he?
Aman neyse, bir sonraki müşteri gelmeden önce temizlenmem lazım, doğum kontrol haplarım da bugün bitti. Kasıklarımdan aşağı doğru bir ıslaklık var ve çoğu zaman olduğu gibi boşalan ben değilim. Herifçioğlunun kullandığı hücum yeleği yine söküldü sanırım. Bizi ziyarete gelen amelelerin çoğu zaten korunmadan bihaber. Haliyle hazırlıklı gelmedikleri için ceset torbalarını bekleme odasında bizden alıyorlar. Markasını filan bilmem, ucuz, hemen yırtılan bir şey. Bu yüzden hastalıklardan korunmamakla neredeyse aynı durumumuz. Zaten bir boka yaramayan balonu taktırmak için uğraşmamız da cabası. Neymiş kılıfına sokunca hissetmiyormuş beyimiz. Takmasanız da hissetmiyorsunuz zaten, bakın anlatayım size.
Ben ortaokul ve lisede çok güzel şarkı söylerdim. Sık sık hocalarımız derslerin bitmesine yakın beni tahtaya kaldırır, bir şeyler okuturdu. Ortaokulda saz çalan bir hocamız vardı, bizim derslerimize girmemesine rağmen arada sınıfı ziyaret eder, bana sazıyla eşlik ederdi. Hala güzel midir sesim bilmem ama kafamda o sazın her notasını duyarım. Benim herifçioğulları ise bir halt duymaz. Bunu üzerinizde gidip gelirken belli bir ritmi tutturamamasından da anlarsınız. Bazen kafalarında bir müzik duyamıyorlarsa ne duyuyorlar acaba diye onlardan korkarım.
Ben çok güzel resim de yapardım. Resim dersinde her türden şeyi çizmeyi denerdim. Manzara, portre, vazonun içinde bir sürü güzel çiçek filan. Ziyaretçilerimse sanki hiç güzel bir manzarayı seyretmemiş gibi. Bizim komşumuzun bir kedisi vardı, yaşlılıktan gözlerine perde inmişti. Sahibi hayvancağız uzakları göremiyor derdi. Ben benimkilere bakıyorum, o perdede yok gözlerinde ama görmüyorlar. Ben onlara en güzel manzarayı sunayım diye boyanıyorum da onlar ne gözlerimin içindeki denizin mavi dalgalarını, ne de dudaklarımın tepesinde batan güneşin kırmızısını seçebiliyor.
Az kalsın demeyi unutuyordum, bir de güzel yemek yaparım ki ben. İnce ince sararım dolmaları, bir mantı açarım ki o marketteki donmuş mantıları bir daha ağzınıza süremezsiniz. Yemeklerimde baharat kullanmayı da çok severim, biberiye, fesleğen ve defne favorilerimdir. Bu benim mendeburların da kimin yemeğini yediğini hiç anlamam. Ağızlarının iğrenç kokusundan sıklıkla başımı yana çeviririm onlar üstüme çökerken. İşçi, bekar adam ne bulursa onu yer onu anlarım da, evli barklı olanlarını anlamam. O lağım kuyularına tonlarca gül suyu döksen yine de bana mısın demez.
Kendimi de pek bir övdüm ama bu meziyetlerimi kendime hatırlatıyorum ki buradan çıkınca ne yapacağım konusunda bir fikrim olsun. Ben bu odadan çıkınca kesinlikle duyacağım, göreceğim ve koklayacağım. Fırsat varken hiçbirini yapmayan o aptal müşterilerimin inadına hem de. Onlar gibi yürüyen cesetler olmamak için ruhumu hapsolduğu yerden çıkaracağım. Yine de bazen telaşa kapılırım ya hiç fırsat bulamadan bunlara, gidiverirsem diye. O yüzden bazı orospular dudaktan öpüşmez ama ben öpüşüyorum. Belki başka bir ihtimalim hiçbir zaman olmaz diye.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
