
Okul sıralarında bize hiçbir zaman Bolu Beyi’nin o zalim düzeni övülmedi. Biz, halkı ezen feodal adaletsizliğe ve şahsi tiranlığa karşı dağları mesken tutan Köroğlu’nu okuduk; onun o bükülmez belini, silinmez yaşını, zulmün karşısına dikilen cesaretini ezberledik sınıflarda:
"Köroğlu der ki belim bükülmez Gözümden akan yaşlar silinmez
Bin Bolu Beyi gelse dikilmez Karşıma çıkanın canı kurtulmaz"
Tarih dersleri bize padişahların fermanlarını anlatsa da, edebiyat kitaplarımızda hep Dadaloğlu vardı. Özgürlüğe ket vuran, bin yıllık göçebe kültürünü yok edip halkı zorla boyun eğdiren iskân zulmüne karşı, fermanın kime, dağların kime ait olduğunu çok küçük yaşta öğrendik biz:
"Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir
Dadaloğlu’m yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koçyiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir"
Tarih kitaplarından değil, mısraların vicdanından tanıdık Hızır Paşa’yı. Merkezi otoritenin düşünceyi, inancı ve kimliği tek tipleştiren o boğucu baskısına karşı, Pir Sultan Abdal’ın o mağrur duruşuyla öğrendik güvendiğin kudretin bile bir gün yerle yeksan olacağını:
"Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir"
Büyüdük, kitaplar değişti ama kahramanlar değişmedi. Hepimiz Çukurova'nın o sarı sıcağında İnce Memed’i sevdik; mert, cesur ve delikanlı bulduk onu. İçimizden bir kişi bile çıkıp köylünün kanını emen Abdi Ağa’nın yanında saf tutmadı. Hangimiz okurken altını çizmedik o cümlenin: "Eğer bir ülkede adalet yozlaşırsa, o memleketin dibi oyulmuş demektir."
"İnsanların hakkını yemekten daha büyük günah var mı?" diye soran Robin Hood'u bağrımıza bastık.
Açlık Oyunları'nda Başkan Snow’un o steril diktatörlüğüne karşı "gönüllü kurban" olan Katniss Everdeen’in isyanıyla duygulandık.
1984'ü okurken, hakikati kendi tekeline alan ve yalanı tarih diye yutturmaya çalışan Büyük Birader’e değil, Winston Smith’e empati duyduk.
Hiç kimse kendini kandırmasın!
Bizler, Anadolu'nun kadim topraklarının efsaneleriyle, zulme başkaldıranların türküleriyle büyümüş bir nesiliz. Fıtratımızda, genlerimizde, edebi mirasımızda zalimden yana olmak yoktur. Dün Hızır Paşa'nın, Abdi Ağa'nın, Bolu Beyi'nin karşısında duran bu isyan; bugün sadece düşündüğü, konuştuğu ve güldürdüğü için tutuklanan Deniz Göktaş'ın yanındadır.
Çünkü biz hikayenin sonunu biliyoruz:
Ulu divan kurulduğunda hatırlanacak olanlar, fermanı yazanlar değil; o fermana rağmen dağları, kelimeleri ve gülüşleri savunanlar olacaktır.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
