Çengel Fanzin - 5"Ölüm" temalı fanzinimiz için eser alımı başlamıştır. Lütfen eserlerinizi 30 Haziran'a kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
ASLINDA HİÇ SEVMEMİŞ OLABİLİR MİSİN?
DENEME

ASLINDA HİÇ SEVMEMİŞ OLABİLİR MİSİN?

Lalija Zeox27 Mayıs 20265 dk okuma121

Boş olmasına katlanamayacağı yegane şey kafası.. Kalbi boş ve sanırım umurunda bile değil.. Oysa bilmiyor ki, bilmek yolu sevgiden geçendir.. Geri kalan her şey gibi.. Aslında ilk emir 'sev' olacaktı. Ama buna gerek kalmayacağı varsayılmış olacak ki özellikle belirtmemiş.. Sevgi Alemler içindeki, gelmiş geçmiş en kutsal ve tek değişmeyecek şeydir.. Nereden başlayacağını bilmiyorsan doğru yer orası.. Sev.. Hisset.. Anla.. Kısacık yahut kocaman hayatlarında saf sevgiyi tatmadan yaşayıp ölen insanlar vardır. Sayıları azımsanamayacak bu kişiler hep oldular ama umarım ki hep olmayacaklar.. Öğrenmeye başlamamız gereken yer tam olarak burası. Çocuklara öğretmemiz gereken ilk şey de kesinlikle bu.. Sevmek.. Sevgisiz çözülemeyecek, başarılamayacak, erişilemeyecek tek bir şey yoktur aslında..

Ve tabii sevgisiz mana bulabilecek bir şey de yoktur.. İşini sevmeden de yapabilirsin, bir yere kadar başarılı da olursun ama ne anlamı vardır ki? Senin istediğin şey ne? Yalnızca ışıl ışıl bir kariyer mi? Peki bunu neden istiyorsun? Seni mutlu edip, daha iyi mi hissettirecek? O zaman daha çok mu sen olacaksın? Peki sırf daha iyi hissetmek yani mutlu olmak için zamanlarca sevmediğin bir işi yapmaktaki mantığı bana açıklayabilir misin? Elinde tuttuğun hayat tek. Bir daha aynı yerde, aynı şartlarda, aynı kişi olarak doğmayacaksın.

Yani söyle bana, onu nasıl tutmak istiyorsun? Parmaklarının ucunda her an düşüverecekmiş gibi mi? Yoksa düşürme, kaybetme korkusuyla neredeyse parmaklarını morartacak kadar sıkı mı? Belki de bir elinden diğerine fırlatıp yakalayacak kadar cesursundur.. Ve olur da bir gün yakalayamayıp kırarsan buna üzülmeyecek denli de rahat.. Ne kadar seviyorsun elinde tuttuğun o şeyi? Hayatını ne kadar sevıiyorsun? Yaşamayı? Peki ya kendini? Apayrı sorular bunlar.. Ve cevapları da bir o kadar başka olabilir.. Yani şuan içinde bulunduğun durumdan pek hoşnut olmayabilirsin ama bu senin iflah olmaz bir yaşama heveslisi olduğun gerçeğini değiştirmez.. Ya da olduğun kişi seni pek mutlu etmiyordur ama muhteşem bir yaşam örgün vardır.. Biz bize öğretilen bir sürü başka kavram gibi, sevginin de içini boşaltıp, sıradanlaştırmışız.. Ve aslında ciddi ciddi sıra dışı kabul edilmesi gereken, sevgisizlik, kin, nefret gibi diğerlerini de bir o kadar normal kabul etmişiz.. "-Ben onu hiç sevmiyorum yaa. Çok itici birisi bence" Yani birini sevmediğini söylemek o kadar kolay ki, pat diye çıkıveriyor ağzımızdan. Keza nefret de, birisi diğerinden nefret ettiğini söylüyor ve bize o kadar doğal geliyor ki, yadırgamıyoruz bile.. Oysa şimdilerde filmlerle, kitaplarla bazı düşünürlerin sözleriyle biraz daha farkına varmaya başladık sevdiğini söylemenin değerinin. Ama bundan önce, aşıklar dışında kim birbirine sevdiğini söylüyordu ki? Bir sevgili edinene dek hayatımıza bir sürü önemli insan giriyor.. Ailemiz, dostlarımız, öğretmenlerimiz, çocuklarımız, okul~iş arkadaşlarımız.. Yani kaçımız sevgilimiz dışında birine Seni Seviyorum diyoruz? [Çok geç olmadan, onu kaybetmeden, arkasından değil yanındayken..] Oysa ne kadar ihtiyacımız var buna.. Oysa ihtiyacımız olan şey tam da bu aslında.. Demin de dedim ya, sevmek kavramının içini boşaltmışız biz. Otomatikleştirmişiz. Mesela insan annesini babasını direkt sever. Sırf ailesi oldukları için. Herkes ailesini sevdiğini ve onlar tarafından sevildiğini varsayar. Ama bunun üzerinde düşünmez bile. Bir düşün bakalım, hiç gerçekten sevmemiş olabilir misin? O hissi gerçekte'n hiç tatmamış, Sevmenin ne olduğunu aslında [hiç]bilmiyor olabilir misin? Olur mu canım öyle şey mi diyorsun? Valla bal gibi olur da mühim olan niye böyle olduğu.. Zaten o kadar hızlı bir tempo içinde koşuşturup duruyoruz ki.. İlk okula başladığımızdan beri, kendimize ayıracak şöyle esaslı bir zamanımız.. Zihnimizi arındırıp dinlendirecek kişisel Hira'larımız yok çoğumuzun. Bunun farkına varıp döngüyü kıran bilinçli bir azınlık mevcut. Fakat esas yapılması gerekeni neden yalnızca, oy kullansalar mecliste tek bir sandalyeye bile sahip olamayacak denli küçük bir kitle fark edip uyguluyor? Ya da şöyle sorayım, zeka katsayısı azımsanamayacak denli yüksek bir topluluk neden hakikati göremez? Nasıl olur da yıllar ve yıllarca müthiş bir zeka fakat sımsıkı kapalı algılarla yaşayıp gider? Evet işte bu yaşayıp gitmek sadece.. Geride sayılarca eser de bıraksan, kendinde bir şaheser meydana getiremedikten sonra ohooo..

Ne diyordum? Hah, sevgi.. Gezegene yerleştirilmiş kilitleri çözen sihirli tılsımlar varsa eğer, sevmek bunların ilki..

Sevgisiz bir insan hiçtir.. Kocaman, vasıflı bir hiç..

Bilgili, vasıflı, kocaman hiçler yürüyor caddelerde.. Her yerdeler.. İyi düşün, sen de onlardan biri misin? Alemler arasındaki en iyi Âlim olabilirsin.. Peki şu cihandaki en sevgi dolu insan sen misin? Sevginin bir süksesi yok di mi? Hatta kötücül bazı özelliklere nazaran yumuşak, saf ve nazik bir imajı var bile denebilir..

Oysa nasıl ki bir dişi, erkek gibi keskince karşı koymayı, dövüşmeyi bilmeliyse.. Bir erkek de kadın nezaketinde duyumsamayı, kadın hassaslığında sevmeyi bilmeli..

Keza sevgi bir titreşimdir!.. Bir mertebe, bir duygu değil hal!.

Tıpkı Hakikat olduğu “gibi!.. Hakikatler listesinde zirvedeki Sevgi’den 1 sonra ise Işık yani Aydınlık gelir ✨

Sevgi öğrenilmesi elzem bi' frekans.. Sevmeyi ya biliyorsundur ya da bilmiyorsundur.. Bilen herkesi ve herşeyi sever\sevebilir.. Bilmeyense seviyor-muş gibi yapar. Sevebildiğini zanneder!.

Ayrıyeten paradoksiyeldir sevmek!. Kimi neden sevdiğini, bilmezsin, bilemezsin, çözemezsin.

Saf sevgi: Çıkarsız sevgidir.

Ve sevmek: Sevdiğini mutlu görmek istemektir.

Sevgiyle 🖤✨

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.