Çengel Fanzin - 7"Distopya" temalı fanzinimiz için eser alımı başladı. Lütfen eserlerinizi 31 Ekim'e kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
KAYBOLAN
ÖYKÜ

KAYBOLAN

Said Ortagedik8 Ekim 20261 dk okuma36

Kapı çalınıyor. Bu münasebetsiz saatte kim acaba diyerek kapıya yöneliyorum. Hızlı kalkmış olacağım ki başım dönüyor, sendeliyorum. Gelen Hüseyin’miş.

-        Selamün aleyküm Alper abi.

-        Aleykümselam Hüseyin.

-        Bir ihtiyacın var mı marketten?

-        Yok, abisi, sağol.

Hüseyin’i uğurlayınca televizyon koltuğuma geri dönüyorum. Birazdan maç başlayacak. Maç günü menüm hazır. En sevdiğim ananaslı pizza ve diyet kola. Göbeği saldık salalı diyet koladan şaşmıyoruz. Maç başlıyor. Bu sefer de telefon. Arayan annem.

-        Buyur anacığım.

-        Alper baban kayıp!

-        Nasıl ya? Koca adam nereye kaybolur?

-        Bilmiyorum oğlum. Adam pazara diye çıktı saatlerdir ortada yok. Telefonunu da evde unutmuş.

-        Tamam, anne, hemen geliyorum.

Peder Bey kendimi bildim bileli başına buyruktu. Danışmadan işlere kalkışır, batar çıkardı. Annemi ve dediklerini hiçbir zaman umursamazdı. Garip bir adamdı, bir o kadar da baş edilmesi güç. Kadıncağız yıllar içerisinde sabır taşına dönmüştü. Bu kayboluş sabır taşını çatlatacak gibi geliyor ama hayırlısı.

Koşar adım evden çıktım. Şansıma taksi denk geldi.  Taksici ben hiç muhabbet havamda olmasam da sürekli soru soruyordu. Önce meslekle başladık. Gazeteci olduğumu öğrenince detay sorulara girdi. Yeminli mali müşavir olsa gerek ki maaşın en ince ayrıntısına kadar kurcaladı. Sonradan öğrendim ki bizim meraklı tazenin oğlan radyon-televizyon öğrencisiymiş. Gazeteciliğe olan ilgisinden, hangi yayınları takip ettiği bilgisini aldıktan sonra arada fırsat bulup;

-        Abi, beni sal burada!

-        Ha, geldik mi?

-        Geldik, geldik.

Şükür kurtulmuştum. Hızla apartman kapısından girip, üçüncü kattaki baba ocağına çıktım. Annem kapıda bekliyordu.

-        Alper, nereye gider oğlum bu adam?

-        Dur anne, sakin. Bulacağız.

Kahveye gitmez, sevmez. Ayda yılda bir meslekten arkadaşlarıyla buluşur lokalde. İlk oraya bakmalı. Lokal eve yakındı Allahtan. Annemi teskin ettikten sonra oraya yollandım. Aslında ilkin karakola gidecektim ama tahmin ettiğim yerde çıkarsa boşa ortalığı ayağa kaldırmış olurum diye sonraya bıraktım.

Lokale vardığımda bahçede oturan Veysi ve Taner amcayı gördüm.

-        Hayırdır oğlum Alper? Ne bu telaş?

-        Babam buraya geldi mi Veysi Amca?

-        Yok oğlum. Enver’i bugün hiç görmedik. Değil mi Taner?

Taner amca da kafasıyla onaylayınca hayal kırıklığına uğradım. Hızlı hareket etmekten mi yoksa korkumdan mı bilmiyorum dizlerim titremeye başlamıştı. Çözülseler yere yığılacaktım.

-        Tamam, Veysi amca. Görürseniz haber edin olur mu?

-        Olur, oğlum, tabi.

Annemi aradım. Hayal kırıklığımı paylaşmam gerekiyordu. Çocukluktan beri zorluklara onun desteğiyle göğüs germiştim. Bilmediğim ya da henüz anlamadığım şey ise şu an desteğe ihtiyacı olanın annem olduğuydu.

-        Anne babam lokalde yok.

-        Tamam, oğlum, gel eve.

Sesi gömüden geliyor gibiydi. Sadece gel eve kısmını duysam da birkaç şey daha söylemişti.

-        Anne ben karakola gidiyorum.

-        Dikkatli ol oğlum, haber edersin.

-        Tamam, anacığım, bulacağız babamı endişe etme.

Karakoldaki memurlardan Abdullah zamanında babamın kol-kanat gerdiği ve bu sayede mezun ettiği gençten bir delikanlıydı. Üzerinde emeği çok olan adamın kayıp olduğunu öğrenince elinden ne geliyorsa yapmıştı. Önce amirinin yanına girdik beraber. Babacan tavırlı emniyet amiri birkaç soru sordu. Soru faslından sonra ekiplere haber salındı ve bana haber beklemem gerektiğini söylediler. Abdullah’ın nezaretinde karakoldan ayrıldım.  Ayrılırken Abdullah içten bir şekilde bana sarıldı;

-        Alper abi merak etme. En kısa zamanda bulacağız Enver Amcamı.

İçimden “Enver Amcan da kendini bulacak mı?” diye sorasım geldi. Sustum. Kafamla selam verip ayrıldım.

Annemi aramalıydım. Ne diyeceğimi bilemediğimden biraz öteledim. Sigarayı bırakalı üç yıl olmuştu. Şu an çok ihtiyacım vardı. Köşedeki büfeden bir paket ve kartonda bir çay aldım. Karakolun çaprazındaki parka attım kendimi. Oyun alanında koşturan çocukların arasından geçip boş bir bank buldum. Koşturup durmaktan yorulmuşum. Banka oturmamla annem aradı.

-        Alper, ne yaptın oğlum? Bir haber var mı?

-        Yok annem. Abdullah’ı buldum. Epey yardımcı oldu sağ olsun. Haber edecekler.

-        Ne zaman gelirsin?

-        Birkaç yere daha bakacağım anne. Haber ederim.

“Ne yapacağım ben şimdi?” “Ah baba ah! Hayatı kolaylaştırmak varken sen her seferinde neden güçleştirirsin ki?”

Ilgın’ı aramak geldi içimden. Uzun zamandır sesini duymuyordum. Şu an en çok onun sesinden teskin edilmeye ihtiyacım var. Ayrılık sonrası bir defa İhsan’ın düğününde karşılaşmıştık. Uzaktan selamlaşıp tek bir cümle kurmadan ayrılmıştık mekândan. Duramadım, aradım. Meşgule attı. Eskiden de yapardı bunu. Ne zaman ihtiyacım olup da arasam meşgul olurdu. Bana ayıracak zamanı mı yoktu, yoksa konuşmak istemediğinden mi böyle yapıyordu öğrenemedim. Ilgın ile aramızda hiç kapanmayan bir mesafe vardı. Bunun sebebi onun soğukluğu mu benim kaçınganlığım mı onu da bilemedim. Bilinmezlikler, acabalar, keşkeler arasında başlayıp biten bir ilişki. Bunlara rağmen dara düştüğümüzde onu aramak geliyor içimden. Ne büyük zavallılık.

Anneme birkaç yere daha bakacağımı söylemiştim ama aklımdan hiçbir yer geçmiyordu. Acıkmıştım. Simitçiden simitle meyve suyu alıp karnımı doyurdum. Midemdeki sesi susturunca zihnimdeki sesler konuşmaya başladı. Şimdi nerede olduğunu bilmediğim babam kafamın içinde konuşmaya başladı. Yine ezberlediğim serzenişleriyle sesleniyordu davudi sesiyle;

“Sen ne laf anlamaz adamsın be! Bir gün olsun hayal kırıklığına uğratma da dişimi kırayım.”

Öyleydim. Koca bir hayal kırıklığıydım. O beni doktor, mühendis olayım diye okutmuştu. Ben ise ona göre şarlatanlık olan gazeteciliği seçmiştim. Sadece bununla kalsam iyi. Kırk iki yaşına gelip ona bir torun verememiştim. Elimde avucumda da bir şey yoktu. Karın tokluğuna çalışıyordum.  Anasının yüzlü yetiştirdiği iflah olmaz bir şımarıktım ona göre.

Araya Ilgın girdi. Sonunda geri dönmüştü.

-        Hayırdır Alper?

-        Pek hayır sayılmaz. Babam kayıp.

-        Ben ne yapabilirim. Polisi arasana.

Ilgın babamı sevmezdi. Unutmuşum. Bir cesaret kızı yemeğe davet ettiğimde peder ahret sorgusuna çekmişti. Sadece sorgulasa iyiydi. Kızı durmadan aşağılamış ve yaptıklarını küçümsemişti.

-        Ilgın sana ihtiyacım var.

-        Alper biz ayrıldık. Ben yoluma bakıyorum. Sen de öyle yap.

Kapattı. “Allah’ım ne kadar salağım.” Telefonu kapattığıma emin olmak için tekrar baktım. Bunu neden yaptım ki? Telefonu zaten Ilgın kapattı. Böyle bir adamdan kime ne hayır gelir.

Bu sefer arayan Abdullah.

-        Alper abi haberler iyi. Enver amcayı bulduk.

-        Neredeymiş?

-        Abi şehir hastanesinde şu an.

-        Nasıl olur yahu?

-        Abi yatış yapmış onkoloji servisine. Aramanın sonunda oradan haber çıktı.

Soluğu şehir hastanesinde aldım. Babam bize haber vermeden, hastalığı falan olmamasına rağmen nasıl ikna etmeyi başardıysa doktorları bir şekilde yatışını yapmışlar.

-        Baba ne yaptın sen? Neden kayboldun haber vermeden? Burada ne işin var?

Soluk soluğaydım. Kalan son nefesimi de babama sorduğum ardı arkası gelmeyen sorularla tüketmiştim. Başım dönüyordu. Babam yine o katı tavrıyla;

-       Alper, sıkboğaz etme adamı. Zamanı gelirse anlatırım. Uzatma.

-      Ne zamanı baba? Annem meraktan öldü. Kadıncağız ne halde senin haberin var mı?

-        Sen ben ne haldeyim şu an haberin var mı peki?

-        Neyin var baba? Anlat da bileyim.

Anlattı. Bir saat boyunca o konuştu, ben dinledim. Hayatının aşkı Nergis’i nasıl iki kere birden kaybettiğini anlattı. Neden beraber okudukları lisenin sokağında ev aldığını, son iki yıldır neden her pazar bu hastaneye geldiğini, neden emeklilik ikramiyesinin yarısını kanserle savaşanlar vakfına bağışladığını anladım o anlattıkça. Babam bir son vazife olarak Nergis’in hayatını kaybettiği bu odada bana onu anlattı.

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.