AŞK-I ŞEHİR YOLU
ÖYKÜ

AŞK-I ŞEHİR YOLU

Ersoy Kanay5 Ekim 20261 dk okuma1

Alevler yükselirken gökyüzünü delmeye çalışan siyah dumanlar spiralleşerek tanrının çizdiği doğa resmini bozuyordu. Bu kuşlar ve sinekler için zor ama insanlar için normal bir manzaradır. Özgürlük insanlara hep eksiklik hissettirir. Göç eden bir leylek ya da bir bakteri özgürlüğü tartışmaz ve kabul eder. İnsanoğlu ise sorgulayan bir hayvanım derken özgürlüğü oyun olarak görürken gerçekleri kabul etmez. İnsan çember oluşturmak için tasarlanmış bir hayvandır. Tanrı bazen Kâbe gibi ortaya kutsal bir şey koyar ve insanlar çevresindeki çemberi doldurup daire oluşturur. Bazen ise bir bok koyar ortaya, bok böcekleri sarar etrafını. Bu bazen bir yangın olur bazen işini yapan bir iş makinesi. İnsan doğa anayı taklit etmeye çalışan hayvandır biraz. Sizi çembere dahil eden şey kutsal yaratıcıdan gelirse buna kader, başka insanlardan gelirse hainlik denilir.

Meraklı kalabalık şu an her zamanki gibi haklıydı çünkü çoğunluktu onlar. Gökyüzünü gündüz maviye boyayıp gece karanlıkta yıldızları serpiştiren bir ölünün çaresiz kaldığı andı belki de. Omuzlarınıza iki farklı insan değerken aynı yöne bakıyorsanız kader ağlarını çoktan örmüş ve sizi diğerleriyle birlikte tanık olarak oraya koymuş demektir. Tüm gözlerde korku ve şaşkınlık varken Saye’nin gönlünde pişmanlık ve acı vardı.

Pişmanlık insanlığın en büyük cezasıdır. Cennetten kovulan atalarımız genlerini bize aktarmış. Aptallar yaptıklarından ve yapmadıklarından, kafası çalışanlar ise varoluşundan pişmandır. Şeytanın arabasına binip hiçbir şeyden pişman olmayanlar ise şüphesiz ki doğru yolda ilerleyen kişilerdir. Pişman olmamak tanrıya ya da kadere karşı pasif isyandır aslında. Tüm kötülükleri yaptıktan sonra pişman olup vicdan azabı çekmek en eski ibadettir.

Yıldızların çekim gücüyle yükselen kara dumanlar ve diyaframının sağladığı negatif basınçla akciğerinin en ince alveollerine kadar inen buz rengi sigara kokusu Saye’yi hüzünlendirmişti. Yüzlerce göz aynı noktaya kilitlenmiş ve hepsinin ayakkabıları aynı yöne bakıyordu. Kalabalıktaki ayakkabılar pusulaysa hepsi yangını gösteriyordu. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Gözyaşlarının yangın söndürdüğü görülmüş şey değildir.

Gözyaşı yerçekimine doğru ilerlese de bazen neşeyi, bazen acıyı, bazen de hainliği takip eder. İtfaiye yangını söndürüyor, ev sahibinin bunu hak ettiğini meraklı kalabalık biliyordu. Kafalarındaki tek soru yetmiş puanı alıp Eskişehir’e gitmeye yaklaşan kişi kimdi?

Saye sarı kıvırcık saçlı bir kızdı. Uzun boylu ve zayıf. Zeki ve çalışkan bir kadındı Saye. Çocuklarını özgür bir ortamda yetiştirmek isteyen bir ahmak. Abisinin işlediği adi suçlara rağmen Aşk-ı Şehir'e kabul edilmek isteyen bir hayalbaz. Bunun tek yolu ders çalışmaktı sisteme ayak uydurma dışında. Mezun olduktan sonra yapılacak sınavda on binde bire girebilirse hayallerine yaklaşabilecekti. Tabii sosyal puanı hepsinden önemliydi. Saye de bunu çok iyi biliyordu.

Ders çalışmak bazen bilgi edinmektir. Mesleğinde başarılı olmak için adım atmak. Bazen de diğer insanları ekarte etmek için çaba göstermek. Kendisiyle yarışmayanlar için ise eziyet. Başarısız olanların ruhları kararacak ve küle dönecek hayalleri.

Alevler söndürülünce geriye kül birikintisi kalmıştı. Kül insanları korkutan bir renktedir. Kalbi soğutur. Evinizin külüne bakmak ise göğsünüzde aşağılık bir baskı oluşturur. Bütün yaprakları dökülmüş bir ağaç kadar çıplak kalırsınız. Tekrar yeşerip tomurcuklar vermenizi kimse garanti edemez. Kuru ağacı baltalar hedef olarak görecektir. Bazen budarlar bazen dipten keserler. Odun olur verdiğiniz alevle etrafı ısıtırsınız. Kül olursunuz.

Evi yanan Özge’nin koluna giren Saye tedirgin bir ses tonuyla,

-Kalk hadi bizim eve gidelim, dedi.

Zorlukla ayağa kalkıp kalabalığın bakışları arasında Saye’nin evine doğru küçük, yıpranmış adımlarla ilerlediler. Özge evini kaybettiği için üzgün değildi. Artık Eskişehir sınırından içeri adım atması imkansızdı. Tüm hayatını yakmışlardı. Özgür topraklarda yaşamak için sadece zeki, çalışkan ve bilgili olmak yeterli değildi. Yüksek ahlak sahibi olmak ve toplum kurallarına uymak zorundasınız.

Özge hormonlarının çekim ve itim gücüne direnememiş nişanlısı Ahmet’i bir gece evine almıştı. Hatta evde içki içtikleri bile söyleniyordu. Bu hataları yapmasa Eskişehir’e gitmeye en yakın adaylardan biriydi. Ders çalışmayı, öğrenmeyi bir iş olarak değil keyif olarak görüyordu. Son bir yılı kalmışken bu hataları sistem tespit etmiş ve toplum cezasını kesmişti. Artık en fazla taşrada bir öğretmen olabilirdi. Eskişehir’e turist olarak bile gitmesi imkansıza yakındı.

Kutsal topraklarda yaşamak için bedeller de ödemelisiniz. En yakın arkadaşınızı ispiyonlamanız bunu ne kadar çok istediğinizin bir göstergesidir. En yakın arkadaşınız sınavdaki en büyük rakibinizse onu ekarte etmek de sizi bir adım öne çıkarır.

Saye en yakın arkadaşını sokakta bırakacak biri değildi. Ancak bu mecburi misafirlik Saye’nin sicilini bozabilirdi çünkü toplumun cezalandırdığı biriyle uzun süre geçirmek hoş karşılanmazdı. Özge için üzgündü ancak her koyun kendi bacağından asılıyordu. Ahmet ile aynı evde kalmak düpedüz aptallıktı ve bunun bir bedeli olacaktı.

Taşrada kabul edilemeyecek bir suç işlendiğinde kurban aranmaya başlar. Ortaya bir kobra düşer ve o yılan birinin götüne girene kadar dolaşır. İşlenen suç iki kişi tarafından işlenmiş olsa da bir kişi kurban edildiyse toplum rahatlar. Ahmet nişanlısının evinde kalmıştı ama kimliği tespit edilmemişti. Bu yüzden sicilinde bir bozulma olmamıştı.

Ders konusunda pek iyi olmayan Ahmet’in Eskişehir umudu ikinci yoldu. Özgür kentte yaşayan beş kişinin referansı yeterliydi. Bu özgür beş kişinin tek referans hakkı olduğu için kolay bir şey değildi ancak Ahmet’in dayısının oğlu Doktor Ilgıt bu beş kişiyi bulacağına söz vermişti. Eskişehir’in efsane doktoru Ilgıt.

Özge ile Aşk-ı Şehir'de yaşayıp özgür çocuklar yetiştireceklerdi ama artık Özge bunu gerçekleştiremeyecekti. Ahmet Özge’yi çok seviyordu ancak ömür boyu taşrada köle gibi yaşamak da istemiyordu. Özge’nin evine girdiğini bilen tek kişi Saye’ydi. Özgür kente gitmek için en yakın arkadaşının hayatını yok edecek kadar kararlı ve tutkulu bir kadın.

Saye Özge’yi teselli etmeye çalışmadı. Her zaman yaptığı gibi akşam sekizde Eskişehir’den haberleri izlediler. Bir şişe su yüz liraydı haberlere göre. Saye yüz lirayla bir hafta geçiniyordu. İzlediği kentteki insanlar şampanyalar patlatıyor en lüks yemekleri yiyordu. Eskişehir valisi düşünce özgürlüğünü genişleteceğini söylüyordu. Porsuk nehrinin kenarında kızlı erkekli gruplar içkilerini yudumluyor gitar çalıp şarkılar söylüyordu. Sokak sanatçıları bile ayda yirmi bin lira kazanıyordu anlatılanlara göre. Ünlü yazarlar ressamlar müzisyenler hep Eskişehir sokaklarındaydı. İnsanlar sabaha kadar eğleniyor işe ise istedikleri saatte gidiyordu. Haberler bitince Saye ders çalışmaya başladı. Özge ise battaniyeye sarılmış boş gözlerle karşısındaki duvara bakıyordu.

İki gün sonra Saye Özge’yi yurda gönderdi. Çok fazla zaman kaybetmenin verdiği can sıkıntısı vardı üzerinde. En yakın arkadaşının hayatı kaydı diye hayallerini erteleyemezdi. Okulunun bitmesine ve hayatının sınavına altı ayı vardı. Sonrasında Eskişehir’de bir yıl deneme insanı olacaktı. Deneme de başarılı olursa Eskişehir’de kalıcı olacaktı. Özgür bir birey.

Özge haftalarca Ahmet’ten haber bekledi. Okulda öğle aralarında Ahmet’i aradı ama bulamadı. Okuldan çıkar çıkmaz koşarak yurda gitmek zorundaydı çünkü yurt giriş saati ders bitiminden yarım saat sonrasına ayarlanmıştı. Biraz oyalanırsa sokakta kalacaktı.

Ahmet öğle aralarında Saye ile sohbet etmeyi bir alışkanlık haline getirmişti. Referansları sayesinde iki günlüğüne turist olarak Eskişehir’e gitmişti. Bu geziyi uzun uzun anlatıyordu Saye’ye. Anlatılanları dinlerken gözleri ışıldıyor adeta bir masal diyarına gidiyordu. Ahmet’in Eskişehir’de yaşayacağı kesin gibi görünüyordu. Deneme insanı olduklarında referans ve tanıdıkları olan bir yoldaşın olması insana güç verecekti kuşkusuz.

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.