Çengel Fanzin - 5"Ölüm" temalı fanzinimiz için eser alımı başlamıştır. Lütfen eserlerinizi 30 Haziran'a kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
ŞİİRİ ANLAMAK, ŞİİRLE ANLAŞMAK
POETIKA

ŞİİRİ ANLAMAK, ŞİİRLE ANLAŞMAK

Fahri Küçük23 Şubat 20264 dk okuma46

Bu yazıyı sevgili dostlarım şair Furkan Çirkin ve şair Yiğit Ergün’le ettiğim iki farklı sohbet üzerine kaleme alıyorum.

Ne zaman bir dost ile şiirin ve şairin ne’liği, nedir’liği, kimliği, kimliksizliği üzerine sohbet etsek laf bir noktada çamuru çoğaltma çabasına geliyor, şiiri oyun havuzu zannedenlerin.

Şiire memur olma saçmalığına girişenlerin, şiiri tekelleştirmek için klikleşenlerin, şiiri ben bir şeyim diyebilmek için araçsallaştıranların yaydığı kokunun tiksinçliği artık beni çıldırtıyor.

Şiir, öyle bir şey değil diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.

Eline geçen ilk fırsatta eşinin, dostunun, arkadaşının veya gruba tam sadakatle tweet atacağına inandığının veya kendini yücelteceğini düşündüğü mürit kılıklıların dosyalarını herhangi bir kıstas gözetmeden basarak şiirimizde hakiki bir devrim yapılamayacağını hep birlikte gördük. Herkes gitti. Adları bile kalmadı geriye.

Önce birinci olacak kitabı belirleyip sonra yarışma düzenleyen yayınevleri sizin yaptığınız sahtekârlığa kediler bile güler. Şiire değer veriyormuş gibi yapmaktansa efendi efendi biz şiiri yayın politikalarımızdan çıkardık deyin, şiir size minnet duysun. Her masada olmak zorunda değilsiniz.

Ali Asker Barut abinin bir instagram paylaşımını anımsıyorum yazımın şu noktasında. Paylaşım neden artık jüri üyesi olmadığı üzerineydi. Ali abinin sözleri kısaca şu minvaldeydi. Ben seçmeye çalışırken, başkandan gelen telefon biz seçtik sen de oyunu ver oy birliğiyle süreci tamamlayalım.

Yahu şiirin zatı, şairin vicdanı bunu kabul eder mi? Torpil ile piyasaya sürdüğünüz hangi şiir, hangi dosya, hangi kitap tutundu, tutuldu? Bu davranışların ne faydasını gördünüz. Bu kokuşmuşluğunuz sizi uzun vadede şiirin bünyesinden ancak kusar. Bunu artık kabullenin. Hak edene hakkını verseniz, hak edene de bir alan açılsa, size de bir alan açılsa fena mı olur.

Kendini şiirin karar vericisi, seçicisi, şiirin hedefini belirleyicisi zanneden bir takım dergiciler yalnızca şakşakçılarınıza yer vererek zaten okunmayan şiir dergilerini daha da okunmaz hale getirerek neyi başardığınızı düşünüyorsunuz çok merak ediyorum. Fakat şunu da biliyorum. Olmazsa olmazınız ne şiirdir ne de okur. Siz yalnızca kendi kariyerinin kölesi olmuş bir avuç körsünüz.

Sizin, şiiriniz de Türkiye’ye kördür abiler.

Tiksindiğim bir husus da şudur. Her yıl şiir yıllıklarını okurum. Sana göre şiir yıllığı, bana göre şiir yıllığı…

Şiir elbette öznel bir zevktir. Benim beğendiğim şiiri sen, senin beğendiğin şiiri ben beğenmeyebilirim. Fakat her ne kadar öznel bir zevk olsa da şiir, bu zevkin de asgari bir seviyesi vardır. Fakat memleketimizin hali gibi olduk artık. Şiirimizin kutupları, kulpları ve kulcukları vardır. Şiirine kılı kırk yararak alan açmayı başarmış şairlere, operasyon çekmek için şiir yıllığı mı çıkarılır ey utanmazlar. Şiir yıllığı tarihe düşülen bir nottur. Tarih sizin ucuz hesaplarınızı yutarak şiiri ve şairi yargılar mı ey şaşkınlar.

Evet, yıllardır gördüğüm, gözlemlediğim, okuduğum, işittiğim bunca pisliği bir özetcik kustuktan sonra yazımın esas meselesine sakin bir ruh haliyle başlayabilirim.

Yukarıda anlatılan terbiyesizliklerden ders çıkarabilenler için bu yazının meselesi unvan etiğidir. Unvan etiği dedim çünkü sevgili hocam Sıddık Akbayır’ın elimde dosyalarım, eleştiri aradığım üniversite yıllarımda söylediği güzel bir söz çınlıyor kulaklarımda.

‘‘Şiir karın doyurmaz, çay içirir.’’

Dolayısıyla şair kelimesi bir meslek ismi olamaz. Ancak taşımayı bilene eksilttikçe çoğaltan insani bir unvandır. Demem o ki para kazanmak için şiir yazılmaz. Kıyamet kopsa şiir paranın sıcak koynuna girmez. Dünyada var olmuş ve var olacak bütün savaşların sebebinin kökünün de akçeye dayandığını kabul edersek, şiir savaşa da girmez.

Şiir su gibidir. Gerekirse menderesler çizer, gerekirse kendine bir vadi yarar, gerekirse de bir heykeltıraş sabrıyla taşı işler. Fakat şiir daima devam eder. O zaman şiirli ellere sahip olduğunu düşünenler, kendi akıbetiyle alakalı hiçbir çekincesi, korkusu, şüphesi olmayan bir servetin muhafızlığına soyunanlar, bu çiğliğinizin sebebi nedir?

Şiir, dilinden anlayanlar için bir şifadır. Yarasını yalaya yalaya kendini iyileştirmeye çabalayan köpeğin yaptığı eylemdir, şiir. Şayet o yaralı köpek kadar tanıyabilirseniz şiiri, siz şairsiniz. Kabul ettim.

Şiir mi şairden çıkar şair mi şiirden? Bir şey oldum zannedenler öncelikle bu sorunun cevabını kendi vicdanlarına vermelidirler.

Ben kendi adıma şiirin beni doğurduğuna inandım hep. O, bilmediğim bir yerlerden çıktı geldi süründü ellerime. Bazen ağır geldi; bir kenara koydum onu. Sonra yokluğunda üşüdüm tekrar sarındım şiire. Fakat ayrı düştüğüm her dem kendimi yokladım. O ki günahlardan azade bir sevgiliydi çünkü. Yüceltilmesi gereken yegâne şeydi benim nazarımda. Hatta sevgili Çirkin’in söylediği gibi ‘’şiir bir ölme biçimi’’ olmalıydı şairinin niyetinde.

Şiire bu hassasiyetlerle yaklaşabilen kerametin kendinde olmadığını da bilir. Şiire bir kuş yuvası, kendine bir dişi kuş, yarattığınaysa vakti geldiğinde yuvadan uçup gitmesi için çabalanan bir yavru gözüyle bakabilen artık bir şairdir ve bilir ki şair ölür, şiir kalır.

O vakit şair tıpkı bir derviş gibi, tıpkı bir berduş gibi tıpkı deliler ve veliler gibi kibri bir kibrit çöpüyle tutuşturur; dili susar, gönlü konuşur. O vakit şair, şiirinin hürriyeti için tıpkı çocukları daha hür bir hayatı yaşamaya doysun diye kendini mum misali eriten baba gibi erir.

Şiir de ancak böyle sevgililerin kıymetini bilir.

Şiir serüveni bir sidik yarışı değildir. Şiir de hedefe tam on ikiden isabet ettirilmesi gereken bir mızrak değildir. Şiir, üzerine düşündükçe, ilgilisiyle konuştukça, eleştirilebilme hakkımıza sahip çıktıkça çoğalan, güzelleşen, anlam bulan bir şeydir. Demem o ki şiir dönüşerek, değişerek, azalarak, çoğalarak ama en önemlisi anlayarak kendini yeniden doğurma meselesidir.

Şiiri bilmeyip, şair sofrasına hiç çökmemiş olan bir takım ucube tipler, kendi ucuzlukluklarına indirgeyemedikleri herkese klavyelerinin ardına saklanarak bok atınca bir şey elde edeceklerini sanıyorlar. Halbuki bu müsveddeler ah bir bilseler şiirin keser gibi değil, hızar gibi olandan yana durduğunu; belki de en azından iyi bir şiir okuru olmayı arzulardılar.

Şayet genç arkadaşlarım şiirin cennetinde kendilerine bir köşk edinmek istiyorlarsa şiirin sosyal medya platformlarındaki ucuz klavye dalaşlarına giren bu ucubeleri gördüğünü bilsinler. Şiirin kafa kolcuları fişlediğini bilsinler. Şiirin, çoktan vedalaştığı ağır topların kokuşmuş koltuk altlarında palazlanmaya çalışanları gördüğünü bilsinler. Bilsinler ve kaçsınlar bunlardan köşe bucak.

Yalnız düşünür, sürüden daima kalabalıktır.

Genç arkadaşlarım buraya ayrıca kulak versinler. Şiir, dosdoğru bir yolda gitmeyen herkesi ve her şeyi kusar. Bu sebeple lobicilik, abicilik, arkadaşçılık ve benzeri bütün cıvık ilişkileri kusar, şiir. Şiir, ar sahibidir. Arsızları, densizleri, terbiyesizleri kusar. Şöhretini zamanın uzak ve derin sırlarında demlenerek hak etmiştir şiir. Şiir, kısa yolcuları kusar. Bu yoldaşlığa soyunan her genç bilmeli ki çile çekmeden derviş olursunuz fakat ermiş olamazsınız.

Öleceğini bile bile yaşamak gibidir, şair olmaksa.

Nasıl ki Nazım

‘’yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.’’
diyor.

Biz de tıpkı bu dizelerdeki öğüt gibi tutunmalıyız şiire. Şiirin bizden ayrılacağını bildiğimiz halde ayrılığa inanmayarak.

Şiir, bizden bunu bile istemez fakat şiir için savaşacaksanız; şiirin daha fazla okunabilmesi için, sade vatandaşın evinde bir yer edinebilmesi için, toplumumuzda bir şiir zevki oluşturabilmek için savaşın.

Bakın kitap fuarının birinde bir çocuk bir şiir kitabı almıştı eline. Sonra çocuğun elindeki şiir kitabını bir de annesi aldı eline. Bu paraya kalın bir roman alırız daha uzun süre okursun diyerek çocuğuna hayati bir ders verdi ve kitabı standa geri koydu.

Sevgili gençler, yolun henüz başındaki kalemler, siz seneye de giyersin ülkesinin şairlerisiniz. Unutmayın asla siz, ekmekle ye karnın doysun ülkesinin şairlerisiniz. O paraya roman alınır ülkesinin şairlerisiniz. Böyle bir ülkede verilecek kavganın ne olduğunu iyi tespit ediniz. Karnını doyurmak için ekmek aldığı fiyata, ruhunu doyurmak için ve aklını parlatmak için şiir de alabilir mi yurttaşlarımız? Bunu dert edinin. O gün o şiir kitabını okuyamadığı için belki de asla şiir zevki oluşamayacak olan o çocuğu dert edinin. Kavga edecekseniz mahallenizin çocuğunu dövmeyin. Kapitalleştiremedikleri şiiri, ötekileştirmeye çabalayanlarla inatlaşabiliyor musunuz? Yiğitsiniz.

Nitekim şiir gençliğe âşıktır. Gençlik apoletini taşırken ruhunuzda enerjinizi şiire verin. Çünkü şiir günü geldiğinde ceketini alır, kapıyı sessizce kapatır ve çıkar bir hoşça kal bile demeye vakit vermeden.

Bu sebeple şiirinizde cesur; şairliğinizde mütevazı olun ki şiir, gönlünün tarihinde bir harf de sizden düşsün, sızdığı ruhlara.

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.