oldboy
SINEMA

oldboy

@zagalar3 Eylül 20261 dk okuma8

Sinema tarihi, kaderinden kaçmaya çalışan bir sürü adamla doludur. Ancak hiçbiri, Park Chan-wook’un 2003 yapımı Oldboy’daki Oh Dae-su kadar acımasız bir kurgunun içine düşmemiştir. İlk bakışta bir intikam gerilimi gibi görünen filmi, açıp otopsi yaptığımızda; karşımıza Antik Yunan’ın en kanlı, en trajik miti olan Oedipus hikayesi çırıl çıplak bir şekilde durur.

Hatta bu akrabalık, henüz filmin ilk adımda önümüze düşer. filmin ana karakteri olan Oh Dae-su; ismiyle, mitteki Oedipus ismi benzerlik taşır. Çünkü Oldboy, modern dünyada yeniden anlatılmış bir Oedipus trajedisidir. fakat Burada önemli olan filmin Oedipus mitini birebir takip etmesi değildir. aksine mitin temel yapısını alıp onu başka bir hikayenin içine yerleştirmesidir. iki hikayede de baş karakterlerimiz aslında aynı sorunun peşindedir:

Ben kimim?

Ama bu soruyu sorma biçimleri farklıdır. devam edecek olursak, Oh Dae-su'nun hikayesi 15 yıllık bir hapisle başlar. Neden hapsedildiğini bilmez. Kim tarafından hapsedildiğini bilmez. Ne zaman çıkacağını bilmez. Daha da önemlisi, onu bu tutsaklığa iten şeyin ne olduğunu bilmez. hal böyle olunca İlk başta tek istediği tabii ki intikamdır. Kendisine bunu yapan kişiyi bulmak ve nedenini öğrenmek ister. Bu nedenle hücrede geçirdiği yıllar boyunca kendisini fiziksel ve zihinsel olarak hazırlar.

Fakat farkında olmadığı bir şey vardır; Asıl aradığı şey o kişi değildir, sadece gerçektir. işte Bu noktada film Oedipus'a yaklaşmaya başlar. Oedipus da hayatının bir bölümünde kim olduğunu bilmeden yaşar. Kendisini başka bir ailenin çocuğu sanmaktadır. Gerçek ailesini öğrenmeye başladığında ise cevapların onu kurtarmayacağını, tam tersine bütün hayatını yıkacağını bilmeden gerçeğin peşinde sürüklenir. yani İki trajedi de aslında bir çeşit cehaletle başlar. yani onun için cehalet mutluluktur lafı boşa söylenmemiştir.

Oedipus'un hikayesinde tanrılar, kahinler, sfenks gibi yaratıklar vardır. onun için gerçeği öğrenmek adına kahinlere gider fakat aldığı cevaplar onu doğrudan gerçeğe ulaştırmak yerine daha büyük soruların içine sürükler.

Oldboy böyle alengirli olmasa da hikayedeki çoğu görevi Lee Woo-jin üstlenir.

Oh Dae-su'yu 15 yıl boyunca hapseden bu kişi yalnızca onun gardiyanı değildir. Aynı zamanda onun hikayesini baştan sona bilen kişidir. Bu yüzden bir bakıma kahin gibidir ve hikayeyi şekillendiren kişi olarak bir tanrı konumundadır diyebiliriz.

Hatta daha da önemlisi, Oedipus'un karşısındaki Sfenks'in görevini de üstlenir.

Sfenks'in Oedipus'a sorduğu bilmece, insanın ta kendisiyle ilgilidir:

O hangi yaratıktır ki bir süre iki ayak üzerinde, bir süre üç, bir süre de dört ayakla yürür ve doğa yasalarına aykırı olarak ayakları en çok olduğu zaman en güçsüzdür?

meşhur Oedipus tabii ki cevabı bilir. Oldboy'da ise Lee Woo-jin'in sorusu şudur:

Ben kimim ve seni neden hapsettim?

Bu kez bilmece insanın kendisi değil, doğrudan bir insanın kendi kimliğini hedef alır. Ve hikayede trajedinin yönü değişir. Oedipus bilmecenin cevabını bildiği için kazanırken Oh Dae-su ise bilmecenin cevabını öğrendiği için kaybeder.

Fakat filmdeki asıl lanet, Oh Dae-su'nun 15 yıl hapsedilmesi değildir.

Asıl lanet, gerçektir. ve neden hapsedildiğini öğrendiği andadır. Çünkü ihtiyar delikanlımız, geçmişte yaptığı bir şeyin dedikodusu yüzünden, kendisi bile farkında olmadan aslında başka insanların hayatını etkilemiştir. yani gıybet kötüdür(burada gülmeniz lazım; tamam tamam darmatik sesime geri dönüyorum).

işte Lee Woo-jin de intikamını tam olarak bu noktadan kurar. Oh Dae-su'nun söylediği söz, yıllar sonra onun kendi hayatını yok edecek bir zincirin ilk halkasına dönüşür. Ve sonunda Oh Dae-su, bütün hayatı boyunca aradığı cevabı bulur: Birlikte olduğu kadın, kendi öz kızıdır. Böylece Oedipus miti ile film arasındaki en korkunç paralellik ortaya dökülür. Oedipus, bilmeden babasını öldürmüş ve annesiyle evlenmiştir.

Oh Dae-su ise bilmeden kendi kızıyla birlikte olmuştur. İkisinin de işlediği suçun en önemli tarafı, bunu bilerek yapmamış olmalarıdır. Trajediyi yaratan şey kötülükten çok bilgisizliktir. en başta da söylediğim gibi kim olduklarını bilmemeleridir.

Burada Lee Woo-jin'in rolü de daha anlamlı hale gelir. O, Oh Dae-su'yu yalnızca öldürmek istemez onu gerçekle cezalandırmak ister. Onun da kendisi gibi bir hakikatin içinde yaşamasını ister. Bu yüzden Oh Dae-su'nun bedenini, zihnini, benliğini 15 yıl boyunca hapseder. böylelikle onun hayatındaki anlamı da yok eder. en nihayetinde Onu öldürmek yerine gerçeği öğrenmesini sağlar.

aslından Bu açıdan bakıldığında Lee Woo-jin, Sfenks'ten de daha acımasızdır.

Sfenks bilmecenin cevabını bilemeyeni öldürür belki de yer. fakat Lee Woo-jin ise cevabı bulana, en basit tabirle hayatının geri kalanını zehir eder.

ve gerçek çoğu zaman acımasız olabilir. Oedipus'un gerçeği annesi Jocasta öldürür ve kendisini kör eder. Çünkü artık içinde olduğu dünyaya bakamaz.

Oldboy'da ise Oh Dae-su gerçeği öğrendiğinde kendisini cezalandırmaya çalışır ve dilini keser. yani ilk günahın, lanetin çıktığı yeri parçalar çünkü Bir zamanlar söylediği söz, başkalarının hayatına yayılmış ve sonunda dönüp dolaşıp kendi hayatını parçalamıştır. Biri görmekten vaz geçer diğeri söylemekten.

Filmin sonundaki hipnoz ise bana göre bütün hikayenin en acı tarafıdır.

Oh Dae-su gerçeği unutmak ister. fiilen özgür olsa da artık Asıl hücre kendi zihnidir.

uzun lafın kısası Oedipus da gerçeği öğrendikten sonra eski hayatına geri dönemez. Oh Dae-su da dönemez. çünkü İnsan, kendi kaderini çizdiğini sandığı anlarda bile, aslında çoktan yazılmış bir trajedinin figüranıdır.

onun için Tanrılar sadece izler; kuklalar ise ipin kendilerinde olduğunu sanır.

son...

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.