
İki oscar ödüllü olduğunu görünce bir şans vermek istedim bu filme. Son zamanlarda o kadar boktan filmler oscar alıyor ki, artık heykelciğe de güven kalmadı. Oscar almak için; semitizm, eşcinsellik, ırkçılık(özellikle siyahi) şart artık. Bu filmde de eşcinsellik var tabii. Neyse ki gözümüze sokulan bir şey yoktu ki seyir zevkini bozmadı. Çünkü bu mesajları filmde öyle göze sokar şekilde veriyorlar ki kapatıveriyorum. Bu filmde hayatın doğal akışı içerisinde olabilecek ( yine zor da…) bir şekilde yedirmişlerdi eşcinselliği.

Gelelim filme…
Film, Darren Aronofsky tarafından yönetilen, 2022 yapımı, Amerikan psikolojik - drama filmidir. Samuel Hunter'ın 2012'de yayımlanan oyunundan uyarlanmıştır. Yani konu aslında bir tiyatro oyununun konusu. Bu yüzden de tüm film tek sahnede geçiyor: obez adamın evinin salonunda. Tiyatronun videoya çekilmiş hali gibi düşünün.
Mekan değişmediği için sıkılanlar filmi ortasında terk etmiş midir? Bence etmemiştir, çünkü filmde Brendan Fraser öyle iyi oynuyor ki sen de o salonda olaylara şahit olan biri oluyorsun. Seyirciyi tutmayı başarmış bir film.
Film 5 günlük bir süreci anlatıyor. Obez adamın evde gay pornosu izlerken masturbasyon yapmasıyla açılıyor. O sırada yağmurda ıslanmış bir rahip kapıyı açıp evine giriyor. Dramatik karşılaşma bu şekilde başlıyor. Obezin kalbi sıkışıyor, rahip yardım çağırmak istiyor, obez de “hayır, bana şu yazıyı oku,” diyor. Rahibin eline bir yazı veriyor. Moby Dick’in yorumu olduğu anlaşılan basit bir yazıyı okuyor rahip. Sonra obez kendine gelince rahip soruyor:
“neden bu yazı?”
“Çünkü çok iyi bir yazı, ölmeden önce son kez duymak istemiştim.” İşte film bu sahneyle giriş yapıyor. Sakin olun filmi anlatmaya gelmedim :) Sadece girişi yazdım.
Charles(obez adam), bir üniversitede İngilizce dersi veriyor uzaktan. (Kamerasını da hiç açmıyor, çekindiğinden ve utancından. )Filmin ilerleyen kısımlarında, Charles’a yardım eden bir hemşire, sürekli Tanrı’yı anlatmaya gelen rahip, Charles’ın 8 yaşında terk ettiği-şimdi 17 yaşında olan ergen kızı ve sonunda Charles’ın eski karısını görüyoruz.

Fraser rol için 130 kiloya çıkmış. Tabii ki ölümcül obez görünmesi için de makyaj ve protezlerle zaman zaman 230 kilo kadar bir ağırlığa ulaşmış. Rolün hakkını vermiş.
“En iyi erkek oyuncu” Oscar’ını almış. 270 kg gösterilen bir adam için de “En iyi makyaj” Oscar’ını almış. Yani 2 ödül de Brendan Fraser’a gitmiş.
Filmin bence sıkıntısı her tuşa basması:
-Eşcinsellik ve toplumun ona nefreti(ötekileştirme)
-Eşcinselliğe ailenin reddi/dinin reddi(aforoz etme)
-Rahiple Charles’ın inanç tartışmaları ve dinsiz olan Charles’ın kazanması(ateizm)
-Charles’ın eşini ve çocuğunu “gay” hevesleri uğruna terk edip genç erkek öğrencisiyle aşk yaşaması(aldatma, hedonizm)
-Charles’ın gay aşığının evlatlık edinilen Çinli ablasının(hemşire) Charles’a gönül borcundan bedava hizmet etmesi(ucuz iş gücü)
-Charles’ın kızının çıkışları ve sorunları (Tssb, ergenlik, zorbalık)
-Pizza dağıtan Hintli elemanın(ayak işleri) Charles’ı görünce ona iğrenerek bakması(bodyshaming)
-Charles’ın eski karısının kötü anneliği
Filmde o kadar çok dramatik sekans var ki, abartılmış hissiyatı veriyor. Yine de finali o kadar iyi bitiyor ki filme 8 puan vermek zorunda kalıyorum. Bir kız babası olarak, benim de gözlerim doldu çünkü. Hissiyatı geçirmede sorun yaşamayan ama “mesaj vereceğim” kaygısı aleni olan bir film.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
