
Yaşamın kendisi insanı ölüm fikrinden uzaklaştırmak için dizayn edilmişken, bizzati yaşamın doğası ve amacı ölüme erişmektir.
Gündelik anların arasında ölüm gibi katı ve keskin bir bitişi düşünmeye alışık olsaydık yaşam bambaşka bir halde vuku bulurdu belki de. Zamanın anlamı zamanın içinde saydamlaşır ve an'la bir bütün olurduk veyahut her şeyin bitmeye doğru ilerlediği bu akışta orda olmaktan dolayı mümkünsüz bir acı duyardık. Hiçbiri olmuyorsa demektir ki, insan bu uçlar arasında bugünkü halinde var olma çabası içindedir. Fark etmeden verdiği bu çaba ona yüzyılların ağırlığını taşıma gücü ve tüm bu ağırlığı unutma becerisi vermiştir. Çelişki bu oluşun kaynağında vardır ve bu inkar edilemez bir gerçekliktedir. Etrafımız bu çelişkinin yarattığı güzellemelerle dolu olduğu müddetçe bahsi geçen iki uç ve zıt halin ortasında bir yerlerde, hayatın bize sunduğu varlık kabiliyetini sahneleme imkanı buluruz. Bu kabiliyet bizi bugün burada tutan şeyin ta kendisidir. Biz insanlar olarak var olmaya meyilliyizdir. Yokluk hali kaçındığımız fakat gerçekliğinden de bir o kadar emin olduğumuz yabancı bir sığınak gibidir. Varmak hevesine düşmediğimiz bir sığınak. Orada başımıza ne gelecek bilmeyiz. Lakin anlatılan o ki herkesin varacağı yerde, kimsenin bir tekrar şansı kalmayacak. Varsa vakit yaşamak gerek. Bir de yazmak..
Tutma şu kara kılçık zemheri soğuğunu
Üfleyeceksen derinden bir nefes al ve bir dağın tepesine çık bakalım
Evvela kuşlara ve bulutlara, sonrasında toprağa ve topraktan olana anlat
Sabaha karşı bağıran bu kıyamet senfonisi kulaklarınızı kanatacak
Evlerinizi yerle bir edecek diye
Sonra da bak fıtratının marifetine
İşte şimdi ısındı yüzü alem-i cihanın
Parlak, sarı, sivri uyakların arasından nağmeli bir yakarış duydum sanki
İşte şimdi devrildi saltanat-ı devranın
Yeniden yazılmaz bu şiirin tek bir dizesi dahi
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
