Çengel'e Takılanlar
Yönetimin site yayınına aldığı forum cevapları — en yeni takılan önde.
- ÇENGEL'E TAKILDI
kolektif öykü: başlangıcı benden, devamı sizden

havarilerin son sabah kahvaltısında isa'nın kanııyla dolmuş iki bin yıllık bir kadehi bulmak imkansıza yakın olduğundan o an, bu ritüelin karton bardağa termostan dölkülen sıcak çayın halletmesini umdular.aralarıından biri bu kurtulma beklentilerine, onları bekleyen cennete ulaşma ümitlerine, yüklendikleri misyona , yeni kimliklerine, taşıdıkları bu tanrısal ışığa ve kurtuluşlarına ihanet edecekti, ismi yehudayı andıran tek kişi ise yakup'tu. zaten yeni boşanmıştı bir nevi evlilik kurumuna da ihanet etmiş olması onu bu on iki kişi içinden olağan bir şüpheli hale sokmuştu bile, bilinen hikayenin doğal düşmanı sağ alt dudağına yapışan otlu peynirin otununu diliyle ağzına geri çekerken kendini belli etmişti, hem pisti hem hain. tüm nefret dolu gözler üzerindeylen , tedirginllikle sordu . "neden bana bakıyorsunuz lan, ne yaptım ben" "bişi yapmadın yakup , şimdilik yapmadın ama yapcaksın "diye cevap verdi zekeriya," bize ihanet edeceksin"
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
sizce tanrı bizi nasıl algılıyordur?. ve siz gerçekliği nasıl algılıyorsunuz?.

bana verilen en son bilgiye göre ölmüştü. ölüler algılayabilir mi konusu ise biraz karışık. algılamak beyindeki elektriksel aktiviteler ise ölülerin algılamadığı düşünülebilir. panpsişist görüşe bakarsak bilinç sadece beynin ürettiği bir şey değil evrenin temel bir niteliğidir. dolayısıyla bedensel ölüm algının sonu değil sadece boyut veya biçim değiştirmesidir. aslında ölüm hakkında çok az şey biliyoruz. mikro düzeyde bakarsak bir hücrenin öldüğü anı tam olarak bilmiyoruz. geri dönüşü olmayan zedelenmeden bahsediyor patoloji kitapları. yuvarlak yani. geri dönüşlü mü dönüşsüz mü bu net değil. beyin ölümü denilen şey de istatistiksel bir saptama. yani her beynin tam olarak öldüğü nokta belli değil. ölü kabul edilen hastaların eeg'leri işitme korteksinin duyusal uyaranlara yanıt vermeye devam ettiğini gösteriyor. yani teknik olarak ölüler sesleri duyabiliyor. sesi duyan bi canlı algılamaya devam ediyor olabilir. bunu kendi deneyimlerimden de biliyorum. kardiyoloji servis ve yoğun bakımlarında çalıştım. kalbi durup sonra geri çevirdiğimiz pek çok hastayla konuştum. sesleri çok derinden ve uğultulu duyuyorlar yorumluyorlar ve algılıyorlar. tanrısal bir düzenin yokluğunda duyulan o son sesler bir öte alem çağrısı ya da yargılanma sinyali değildir. maddenin kendi kökenine dönerken çıkardığı mekanik ve biyolojik bir gürültüdür. ancak bilincin o son genleşmesi bu mekanik sesleri devasa bir varoluşsal senfoniye kişinin kendi geçmişiyle yaptığı nihai bir hesaplaşmaya dönüştürebilir. yani öldüğümüzde zaman bizim bildiğimizden farklı ilerliyor olabilir. yani biz üç beş dakika sesleri duyabilir diye ölçüyoruz ama o sürenin farklı algılandığını düşünüyorum. tanrının var ve öldüğü düzlemde konuşursak buradaki zaman bizim sonsuz dediğimiz bi zamana eşit olabilir. yani ölü olsa bile bizi duyup algılıyor olabilir. "tanrı öldüyse ben kiminle berabere kaldım ya da ölüler aptallar ve diğer adam" isimli bi kitap yazmıştım. biraz oradan alıntı yaptım.
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
bu da şiir mi la?

bir metne "bu şiir değil" demek aslında "benim şiir beklentilerime ve estetik zevkime uymuyor" demenin bir başka yoludur. edebiyat tarihinin de "bu da şiir mi la?" kavgalarıyla dolu olduğu, bugün baş tacı edilen birçok şair zamanında aforoz edildiği malumdur. garip akımı vezni ve kafiyeyi sokağa attığında, dönemin pek çok otoritesi tam olarak "bu da şiir mi la?" tepkisini verdi. nazım hikmet kelimeleri merdiven basamakları gibi sayfa üzerine dizdiğinde bu metinler için de "makine gürültüsü" veya "alt alta dizilmiş düzyazı" dediler. ikinci yeni işi bir adım ileri taşıyıp dilbilgisini ve mantığı da yıktı. "üvercinka" gibi kelimeler uydurup gerçeküstü imgeler kurduklarında dönemin hem toplumcu gerçekçi şairleri (attilâ ilhan gibi) hem de geleneksel eleştirmenleri onlara savaş açtı. yazdıkları "anlamsız şiir" olarak yaftalandı. eleştirmenlere göre bunlar şiir değil, burjuva bunalımı ve dil safsatasıydı. bugün modern amerikan şiirinin kurucusu kabul edilen whitman, 19. yüzyılda upuzun, ölçüsüz dizelerle sokaktaki adamı ve bedeni yazdığında edebiyat dergileri onun başyapıtı çimen yaprakları için "bir şiir kitabı değil, bir çöp yığını" yorumunu yaptı. neticede dünün "şiir dışı" ilan edilen isyanları, bugünün ders kitaplarında okutulan şiir kurallarına dönüştü. bence bir metnin şiir olup olmadığını belirleyen asıl nokta, içinde "şiirsel töz" barındırıp barındırmadığıdır. şiirsel töz; bir metne "şiir" dediğimizde içinden çekip çıkaramadığımız, çeviri yaparken başka bir dile aktarmakta en çok zorlandığımız, anlamdan ziyade hisse ve sese dayanan o kurucu ruhtur. düzyazıyı kelimelerini değiştirerek, kısaltarak veya kendi cümlelerinizle özetleyerek bir başkasına aktarabilirsiniz. şiirsel töz özetlenemez. çünkü şiirde ne söylendiği ile nasıl söylendiği birbirinden ayrılamaz bir bütündür. düzyazıda bir kelimenin yerine eşanlamlısını koyduğunuzda yapı genellikle çökmez. ancak içinde şiirsel töz barındıran bir metinde kelimelerin dizilimi, sesi ve ritmi kilitlenmiştir. kelimenin yerini değiştirdiğinizde kurulan imge dünyası yıkılır. düzyazılarda kelimelere değil onların gösterdiği anlama bakarız. şiirde ise kelimelerin kendi varlıklarına, seslerine ve dokularına odaklanmaya başlarız. dil, bir iletişim aracı olmaktan çıkıp başlı başına bir estetik nesneye dönüşür. eğer bir metnin içinde bu töz yoksa metin ne kadar süslü, kafiyeli veya ağdalı olursa olsun ruhsuz bir manzumeden öteye geçemez. burada asıl mesele, yazarın ne iddia ettiği değil de, metnin o şiirsel tözü okura geçirip geçiremediğidir. şiirsel tözün okuyucuya nasıl ve ne zaman geçeceği de bilinemez, kitle özümsemeye fikren ve zikren hazır olmayabilir. o şiir zamanını bekler ki, bu bana göre şu anlama gelir; ne şair, ne her dönemin kural koyucu, sınır çizici otorite (!) lobisi, ne ahkam kesici okuru metnin şiir olup olmadığından emin olamaz. bu gizemi ortaya çıkarabilecek tek unsur zamandır. zaman, edebiyatın en acımasız ama en adil eleştirmenidir.
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
kendine verilen sözlerin akıbeti

mezarlık ölülerle dolu olsa da; çiçek sulamak, akıbeti veya sözleri biraz yavaşlatır. çünkü biyoloji bilen ve egzotik bir ses tonuyla konuşan bir kişi bunu bilir. çünkü beden deforme olursa, organik madde çözünür ve zaman akarken sözde unutulup ölür. böylece söz, zaman içinde o toprağa gömülen birer organik kalıntıya dönüşür. unutma burası antik yunan değildir. bundan dolayı onları sulamak; bir mucize bekleyip sözleri ayağa kaldırmak için değil, çürümenin o sert, acımasız hızını bir anlığına kesebilmek içindir. ama yine de söz çürür. zaten hiçbir çiçek sonsuza dek yaşamak için sulanmaz...
Forumda cevaba git - ÇENGEL'E TAKILDI
seçim yaptığını zannetmek

seçim yapma fikri bile kendi içinde birçok çelişki barındırıyor aslında. bize seçim yapmayı öğreten nedir mesela, ya da hangi koşullarda seçim yapacağımızı hangi koşullarda başımıza geleni kabul edeceğimizi nerden biliriz? öte yandan içinden birini seçmek istediğimiz opsiyonlar bile bizim tercihimiz olmayabilir. yani hayat dediğiniz şey sizin için bir meyvedir ama size bisiklet lastikleri arasından bir hayat seçmeniz söylenebilir. seçim yapma özgürlüğünü seçenekleri dışlak sebeplere bıraktığımız anda da kaybederiz aslında. aile, toplum, sistem gibi büyük yapısal önermeler bir çok seçenek havuzunu bizim için zaten hazırlar. evdeki odanız hazırdır ama yatağın hangi ucuna yatacağınıza siz karar verirsiniz, toplumsal hiyerarşideki yeriniz az çok hazırdır ama orda giyeceğiniz gömleğin rengi size kalmıştır, sistemin içindeki rolünüz siz onu aramadan bile sizi bulabilir çoğu zaman ama o rolü oynarken masa başında yaratacağınız hayali karakteri seçebilirsiniz. şaka bir yana bu kadar iradesiz ve itaatkar olmamakta bir seçenektir tabii. bana göre yaşadığım hayat benim seçimim mi sorusunu sorabilmek karar verebilme yetisini fark edebilmek ve bahsi geçen yazılı senaryolardan çıkıp bir yol çizebilmek için önemlidir. bunu yapmayanlar onlara bunu yapabilecekleri hiçbir koşul sağlanmadığından ya da halihazırda yaşadıkları seçimlerden bir şekilde memnun olduklarından olabilir. fakat insan mekanizması ve aklı, kendi irade düzleminde gömlek rengi seçmekten öteye gidebilmelidir. hiçbir zaman tüm olası seçenekleri göremeyecek olsakta gerçekten seçtiğimiz bir hayatı yaşamanın tadını merak etmeye devam edebilir ve bunun için denemekten çekinmeyebiliriz. bu karar bana ait mesela..
Forumda cevaba git