Çengel Fanzin - 5"Ölüm" temalı fanzinimiz için eser alımı başlamıştır. Lütfen eserlerinizi 30 Haziran'a kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
KENDİME MEKTUPLARIM
ÖYKÜ

KENDİME MEKTUPLARIM

Ferhat Nitin1 Haziran 20237 dk okuma24

Aşikâr bir bedende savrulan yılgınlıkların başkenti kalbe çekilip sızlanma zamanı değil artık. Sahada ötekileştirilen bedenin yansımasında kendini boy aynasında gören bir yanılsamadan başka bir şey değil bu. Bu da kılıf uydurmanın başka bir versiyonu kuşkusuz.

Kime göre neye göre avuntu?

Rastlantısal bir cehennemin koyu kızıllığında duvardan duvara haykırışlar ürkek bedenin sinsi oyunu olur ancak.

kendimde olmanın nedeni

Sona yaklaşmanın en iyi adımı intihardır. Bu intiharı en ince ayrıntısına kadar hesap etmenin dayanılmaz ağırlığında olmama rağmen hala bir şeyleri eksik yapmış bir tat bırakıyor. Yalnız bu ağır ilerleyişin sorumlusu ben değilim. Bunun bir numaralı sorumlusu diye birini idam sehpasına çıkarmak da akıl kârı olmasa gerek. Saygı bildiren yığınca söz, hitaplar, hiçbirinin samimi yanı yok. Hepsi bir yığın. Tabi bu duruma gelmem kolay olmadı. Bu güya saygın çerçevenin camlarını indirmemle eş değer bir durum. Şimdi neden bahsi açıldı ki bunun. Konu bu değil en nihayetinde. Bu durumun içini oymak gerekirse nerde karar kıldım hiçbir fikrim yok. Belki de bunun karara oturtulacak, uzun tiratlar atıp sonra kendince boy aynasında tarttığı, biçtiği bir durum değil, hiç değil. Günü belirtir miyim bilmiyorum ama o da gizli kapılar ardına sığınsın ne çıkar?

Bu cehalet olarak görülen durumun müsebbibi kimdi bilmiyorum. Çok da umurumda olacak bir hadise gibi de durmuyor lakin bu cehaletin at gözlükleriyle bağdaştırmasının rahatsız olan tarafla aynı kefede durmadığım kesinkes. Mükemmeliyeti kafasında kuranlardan olmadım hiçbir zaman. Belki de beni kötü yapan taraf buydu. Evet, evet buydu. Payıma düşen yarınların gözünden bakarak hayata. Usul usul. Mevsimi olmayan gecelerin yontusunda izmarit dolu bir küllükten –küllükte bıraktığı izden- medet umarcasına yaşanır hayat. Bir yağmurdur belki de bu kent sonrası huzursuzluk. Yani ki durum ağzını sıkı tutması gereken anılar biriktirmedim, üzgünüm, çok üzgünüm.

Defterimin duman çıkan yanından nefesim kesildi. Neyden muaf olmuş ki zaten. Oltaları çıkar bir limanda ince ince dertleşmek gerek. Karıncalanan ellerim değil. Vasiyetim kanlanan yollardan ırak buruk hüzünlere gebe.

Çok yorucu olacak bir anlamı olacak şekilde yapmalıydım bunu. Önce o korkunun beni iliklerime kadar ele geçirmesini istiyordum. Yoksa tadının olmayacağını düşünüyordum. Ki burada biraz da korku yoksa neden böyle bir şeye kalkışılır ki?

Gülünç gerçekten gülünç.

Yeri belirlemeye gelince ilkin bir otel odası mı yoksa derme çatma bir evin penceresinden mi yoksa ani bir şekilde mi olmalıydı bu?

Saatten habersiz attım kendimi birden dışarı. Sokağın gözümün önünde kan çanağına dönen kaldırımlarından yürüyerek hayalete bürünen bu kemik kıran öfkeyi boşaltacak yer arıyordum. İyi bir fikir mi bu sizce? Çok da önemsemedim. Ki önemsenmesi de pek umurumda olacak bir durum değil.

kendime mektuplarım II

bir sona doğru

Yorgunluğun vermiş olduğu bitkinlikle kendimi bir cafeye zor atmıştım. Buna o kavurucu sıcak da eklenince terden sırılsıklam halde cafenin solundaki koltuğa yayılmıştım. Biraz dinlenip soğuk bir şeyler içtikten sonra kalkacaktım. Amacım biraz serinlemekti sadece.

Ellerime yağan bu mevsimdeki karın, inanışa el verecek cinsten olmadığı aşikârdı. Bir şeylerin olacağını sezinleyemeden karşı masada oturan iri yarın bir adam bana ters ters bakışlar fırlatıyordu. Burada benden beklentiniz ise yayıldığım yerden doğrulup daha standart bir şeklide oturmamdı değil mi? Yanılıyorsunuz. İstifimi bozmadan ben de ona bakmaya başladım. Bakışmamız otuz saniye falan sürdükten sonra kararlığı olduğumun farkına varacak ki bakışlarını üstümden çekip durmadan ona bir şeyler anlatan kadına bakmaya başladı.

Bu utanç verici sahneden sonra gelen kahveden iki yudum alıp sigaramı bitirdikten sonra dışarıya çıktım. Soluklanmak gerek biraz daha tereddüt için biraz daha. Eve gitmeliyim. Hayır, aslında biraz daha yürümeliyim. Hava çok sıcak ama. Vazgeçtim. Bir yağmur yağsaydı da bu kent huzursuzluğun kıyısında dolansaydı ne güzel olurdu.

***

Akıntının içindeki süprüntü içimdekiler. Bir gerçeğin taraf tutması kadar edebi. Belki de bir sonbahar akşamının uğrak tan kızıllığında güneşe elveda eden gözlere selam duran yakarışın gölgesi. Tarifsek acılara rağmen demeyi bilmek!

Otokrat bir düzende yığılan benliklerin bana yorumu ‘kötücül bakışlar savuran biri’.evet, bunu yalnızca sizden değil genel olarak herkesten duyuyorum. Her ne hikmetse bu söz bana yapışan bir leke gibi. Bakışlarımın kötücül olmasını ben istemedim. Ki burada sorgulanması gereken şey şudur. Bu bir böbürlenme olarak da algılanabilir. Beni arzulayıp elde edemeyenlerin klasikleşenlerindendi belki de. Artık kimseye beni güzel gör düşüncesiyle yaklaşamam. Sebep mi çünkü yorgun bir beden. Çünkü bıktım savaşmaktan. Umursayan ben’den umursamayan ben’e bir yolculuk bu. Zor olacak elbette ama bunu başaracağıma az buçuk da olsa inancım var.

Televizyonda bir belgesele denk gelip orda takılı kaldım. Uzun uzadıya izlemek istedim lakin reklam arası. Hayata bir reklam arasında bakmak. Bir anda o belgeselin içindeyken rüyadan savrulan insanlar gibi biraz sersem biraz da gözü yarı açık. Gece çökünce masumdur diye düşündüm bir an. Perdelerin arasında sokağa bir göz atmak istedim. Bir başyapıt çiçeği geçiyordu sokaktan. Hiç kötü düşünceler çerçevesinde değil de biraz da acıyarak bakmıştım oysaki. Siz ne sandınız? Kıyıları yakmak mı gerekir bu durumda. Nereden başlanır bunu anlatmaya. Gecenin buhranıyla ne dediğimin de farkında değilim. Bir sigaraya yok demeyecek dudaklarımın arasında tüten dumanın loşluğunda maziyi tekrar anımsamanın da pek bir anlam ifade ettiği yok. Müziksizliğin farkına farmış olmamla birlikte biraz müzik dinlemek istedim usulca. Sigaranın yanında gidecek efkâr basan müziklerle örtülü bir yaşamı düşleyip yutkunmak. Evet, istediğim şu an için buydu. Anıları tazelemek değil bu. Kaygan olan yaşanmışlığın vermiş olduğu erdemlilik mi desem bilemedim. En iyisini siz bilirsiniz. Zaten hep siz bildiniz. Bir bakıma değil her bakımdan en iyisini daim siz bildiniz. Yanlışlarda savrulmak gibi bir özelliğin kıyısında yaşadım hayatım boyunca. Ama yeter artık. Bunun bir sonu olmalı. Buna bir son gerek. Hem de afili bir son.

kendime mektuplarım III

farkedil(eme)mek

Özlemle geçen baharlara selam eden yalnız çiçeklere yoldaş olmayı unutma.

Onlar kimsesiz ve çaresiz. Bir anlık izlerin hayalinde uyurlar. Solup giden zamana taş basma anları belki bunlar. Yazdığım, yazacaklarım anlatıdan öteye geçmeyecek biliyorum.

Çığlıksız vazgeçişlerin kıyısında her hangi bir gecede yolum ayrılacak sizlerden. Maddi yahut manevi. Fark eder mi? Fark edilir mi ki? Bir nebze iz bırakabildim mi? Sarımtırak neşelerin gölgesinde elveda çatlaklardan damlamakta. Zamanı mı bilemeyeceğim lakin zamanı gelse dahi far edecek bir? Fark edilecek miyim? Fark edecek misiniz? Gözlerim iyice ağırlaşınca kalkacak hali de bulamadım kendimde. Orada uyuyakaldım. Güneşin doğduğunu pencereden sızan gün ışığıyla fark ettim .Hayret her gece beni uykularımdan eden p düşünce bu gece zihnimin kıyılarından bile geçmemişti. Bunun sebebini düşününce bir yandan korkuyor bir yandan da kararlılığımın yüzümde bıraktığı o gülümseme ile hoşnut oluyordum. Zehirlenen benliğime küfürler ederek tekrar kendimi dışarı atmak için bahane uydurmanın tam vakti diye düşündüm bir an ama bu bahaneler kimin umurundaydı ki?

Ama nereden başlanırdı ? umursanmaz bir bedenin çığlıklarında bu kin kimeydi? Bu dövünme bu soluklanış? Hayır, kabul etmiyorum bana reva görülen bu değil bu olmaması gerekendi. En sondu bu. Çabanın üzerine tuz mu basılır? Bir kez daha mı? Yapılması gereken nedir iyi biliyorsun. Somurttu ardınca ve boşluğun içinden çıkılması zor bir girdaba dönüştürdü. Kuşkusuz tek suçlusu ben değilim. Peki kimdi bunca şeyin müsebbibi? Ses tellerimde boğuk bir hasret, gözümde feri kaçmış kaç gidiş ardına sığınmış bir avuç önemsenmemişlikler, bekleyişler, bekleyişler.

kendime mektuplarım IV

döngüsel boğuşma

Bugünü silen uykudan uyanış. Bunu daha önce yaşadım gibime geliyor ve bu tıpkı şahit olduğum statiko farkı ve biraz da yaranma kelimesi üzerine kurduğumuz kırılgan ve ince yapıyı irdelemeden başka bir şey değil iki farklı olay iki farklı insan ve aynı senaryo ile bağdaşlaşan tutarlılık abideleri. Bu sitem belli bir yöne de olabilir kriter denen şey aslında bir nevi terazinin ağır gelen tarafı değil mi ağır gelen taraf güçlü ise kriterlerin pek bir değeri kalmıyor ne yazık ki ama şunu söyleyebilirim ki insan veyahut herhangi bir varlığın gerçek kriterinin ne olduğunu verebiliyorum artık bu yüzdendir ki muhabbet seviyesi yıkıntıl insan çehresine indirgenmiş sayıp öylesine aşağılayıcı edalar üfürmek evet artık haklılık zamanı bende.

Nerede gündüzleri kör olanlar

Bilinmesi yontarak büyüyor ellerin lanetli tarafı batmakta geceye ve hüzün ortasında gözün valsi ardından gaddar gülümsemelere konu olan bilindik ama yapmacık hareketler unutma kutusuna işlenmiş standart incelikler bilinmez işte saklananı. Zamana körelen yüzleri hatırda tutmak ne korkunç her anı kanını dondururcasına hissiyatın derin bloklarında gömen bu şey unutulmalı mı avutmalı mı sözcükleri kırıp dinlenen sözcükleri gece çatırdamalarında artık yok gibi sesi duymakta güçlük çekiyorum dondurulmuş mekanlarla dolu yırtık kefenler siyah kelebeklere konan yalnızlıklar ancak böyle ifade edilebilirdi bilinmez.

Yol ayrımındayım kalbimin kaç parçaya bölersem her acıya yetişme ihtimali artar mı bilemiyorum boğuluyor düşüncelerde gemilerim hecelerim dizlerim ve kendim ufukta kırılganlık var. Oraya ileri adım veya kontrollü bir şekilde çarpışmaya. Bir cinayet failini saklayan saklamaya çalışan fikirler üzerine inşasını kurmuş durumda cinnetler gecelere boyanırken pencere kenarı yalnızlıklara yürüyorum hayır hayır koşuyorum her hoş geldin diye savrulan benden bir parça alarak hoşçakallarla gömüyor gömütlüğü. Buradaki hasta ve yakından benlik kuşkusuz benimdir paslanırsa bu istilalar belki gözümün kapalı olmasını aldırmayıp yürümeyi yalpalamadan öğreneceğim.

Odalarda kum rengi gemiler kuruntu denizinde kulaç atmaya sıra. Balıkla deniz tutma vaktini çoktan aştık belki. Sinsi bir günün tozanlarında haykırıyor düşünceler. geçmişte boğuluyorum bu fanusta kaç kat isek kır kır bitmek bilmiyor bu alacalı fanus her anı kendinden yiten benliklere çuval ya edasında gelip düzenbaz çıkarıp seriliyor oradan yorgun dilim ile fasıl ciğerleri soruyorum geçen zaman ile kendini bilmek parçası olmak hayatım bezgin anların kopçası mı yaşantısı mı kadercisi mi demeliydim asker olan bu düzen safsatasını kendi potamızda canlı eritiyoruz zaman aslında boğmak için yaşatıyor benliği yaşayan bir gömütlükten farkımız yok neyi yaşamak istersek o anda o düşünce perdeleri ile boğuyor hayalleri ne tahayyül edildiği pek önemli değil kötüye de yorsak iyiye de en nihayetinde bizim tarafta olmayan yanını görmekteyiz karşımızda. Ve yine böylece.

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.