
SON DEM
Bir zamanlar cam bir bardakta yaşayan bir çay varmış. Rengi bazen gece kadar koyu, bazen sabah sisi kadar açık olurmuş.
İlk zamanlar içine avuç avuç şeker atılırmış; çünkü dünya biraz sert, kalp biraz hassasmış. Şeker eridikçe çay susar, kimse içindeki acıyı fark etmezmiş.
Sonra bir gün çay demle tanışmış. “Güçlü olmalısın,” demişler ona. O da koyulaştıkça koyulaşmış. Rengi derinleşmiş, tadı sertleşmiş. Acıya alışmış, hatta onu kendi sanmış.
Derken bir sabah, dalgın bir el demini az koymuş. Çay şaşırmış. İlk yudumda beklediği o sertlik gelmemiş. Onun yerine ince, yumuşak bir tat dolaşmış içinden.
O zaman anlamış: Güçlü olmak koyu olmak değilmiş. Tatlı olmak şekerden ibaret değilmiş. Bazen sadece hafiflemek yetermiş.
Ve o günden sonra çay, ne kendini yakacak kadar koyu ne de kendini saklayacak kadar tatlı olmuş.
Cam bardağın içinde usulca buhar olurken yanında bir kız otururmuş artık. Çayı her yudumladığında ikisi de birbirine benzer, ikisi de biraz daha kendisi olmuş.
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
