PALİATON'UN ÖLÜMÜ - ANTİK MODERN TRAGEDYA
ÖYKÜ

PALİATON'UN ÖLÜMÜ - ANTİK MODERN TRAGEDYA

Sylvan Clownson3 Ekim 20261 dk okuma71

Diğer antik şehir devletlerindeki veletlerin sadece harçlığıyla aldığı şeyler için filozof aylığının tamamını özünde beş para etmez şeylere gömünce, Usta Paliaton bir süre düşünüp kendi kendine dedi ki;


“En önemli eserim ‘devlet’, bizi feci s.kiyor...”  


Komik bir düşünceydi. Gülüp geçecekti. Geçmedi. Çünkü 'her şakanın altında bir gerçek yattığı' fikri antik overlokçular tarafından daha yeni ortaya atılmıştı. Paliaton ise başrolünü istemsizce üstlendiği bu acayip şaka üzerine düşünmeye başladı.


“Ekonomi bir tür Pornographos ise, bilinen tüm antik dünyadaki en büyük kerane bizim şehir devletinde olmalı.”


Gülecek gibi oldu, ama sonra durumun ciddiyeti onu dahasını düşünmeye zorladı. Sonuçta ekmeğini düşünerek kazanıyordu. Ve açıkçası hakikat nedir, bilgi nedir, ruh nasıl işler, güzellik ve sevgi bizi nereye götürür; bunları düşünmekten biraz sıkılmıştı.  


İş için değil de biraz eğlencesine düşünmeye karar verdi. Son derece ciddi bir ses tonu düşündü. Academia’da konuşma yapar gibi gürlüyordu düşündüğü ses. Kendi kendine güldü.


Gelecekte sözelciler onun hakkında şöyle yazacaklar!

“Paliaton’a göre, ekonomi gerçekten halk ile devlet arasındaki bir tür pornographos ise bunun kendince bağımlılığı da vardır.”
                                                                                        -Devlet feci S.2- (Sayfa 2)


Paliaton kendi kendine eğlenirken, aklına “Ekonomik bağımlılık” diye bir düşünce geldi. Bunu ilk düşünen kendisiymiş gibi hissetti.


“Ekonomik bağımlılık...” Sakalını kaşıdı. “Vaaay.” Dedi. “Yine iyi düşündüm.”


Bunu gerçekten yaptı Paliaton.


Ekonomik bağımlılık olayını tam kavrayamadı Usta, çünkü düşüncenin temelinin bir şakadan başladığını unutmuştu. Kendi şehir devletinde uygulanan ekonomik modelin bir hastalık, bir çeşit veba gibi diğer şehir devletlerine yayıldığını düşündü. Etrafta titreyen ekonomi bağımlıları düşündü.


Bu düşünce onu biraz germişti. Bir süre soluklanmak için heykelci dükkanının duvarına oturdu. 


* * *


Şakacıktan da olsa zamanının ötesini düşünmüştü. Ama şimdi o kadar ileri gitmişti ki, kendini bir anda 2020’lerin aynı coğrafyasında, bir bakkalın önünde düşünürken buldu.


İlk gözlemi 2000 yılda her şeyin arttığıydı. Binalar, insanlar, tutarlar. İkinci gözlemi ise Kendi şehir devletinin uyguladığı o meşhur pornographos düzeninin yayılıp veba temalı düşüncesinde olduğu gibi milyonları etkilediğiydi.

Diğer şehir devletleri onları parmakla gösteriyorlardı.


“Kıskançlık...”  diye düşündü büyük usta.


Kıskanmak üzerine o kadar algı boşuna yaratılmıyor olmalıydı. O kadar kiklopun maaşı tabi ki helal parayla ödenmeyecekti. Krallar, tiranlar, aristokratlar ne yapsın? O kadar parayı nerden bulsun? Bütçedeki bu devasa deliği kapatmak için herkes tuttuğu öpüyordu. Burada da en çok öpülen her zamanki gibi halktı. İnsanların gelecekte film denen şeylerde izleyecekleri Amerikan hapishanelerindeki gibi; arkanı dönmeye, bir şeyini düşünmeye gör... En ufak hatanda tependeydiler.


2026 yılının haziran ayında gördüğü şeylerden beyni yanmış, anlamını bilmediği, çağrışım dahi kuramadığı mavi bir ekran düşündü Usta Paliaton.


Ansızın duyduğu sesle irkildi. Bakkaldı. Elinde süpürge, gölgesi Bilge’nin üzerine düşüyordu.


“Siktir git başka yerde düşün. Başımızı belaya mı sokacan it?”

Yoldan geçen sıradan bir kadın çocuğunu çekerek ondan uzaklaştırdı. “Utanmaz herif! Herkesin içinde…”


Bir emekli baygınlık geçirmek üzereydi. “Ay ben galiba kin ve düşmanlığa…”

Paliaton onlara baktı. Gördüğü şeyi anlamamıştı ama bildiği şey, onların hayatları boyunca hiç düşünmedikleriydi.


Bakkal bu kez emekliden ilham alarak, daha yüksek sesle bağırdı.

“Hey! Biri bi'şey yapsın! Bu adam dükkanımın önünde düşünüyor!”

* * *

Düşüncesinde bakkalın çağırdığı polisten kaçarken karşısından geçen Themis Baş Rahibi’ni görünce oyulmaya hazır bir mermer kütlesi gibi donup kaldı Paliaton. Gerilmişti. O sıralar Şehir Devletleri acayip saçma sapan bir hal almıştı çünkü. Herkes gergindi. Şarapçı, heykelci, çerçi. Tüm şehir devleti kafayı yemiş gibiydi. Kimse mantıklı düşünemiyordu.


Adaleti koruması gereken Themis rahipleri iki gün önce halkın gözü önünde Demokles’i demokrasiyle dövmüşlerdi.  


Bej rengi, ikinci el dükkanından aldığı chitonunu düzeltti. Kuşağını sıktı. Onu görmemesini umut ederek başını önüne eğdi.


Baş rahip ona seslendi.


"Hey Paliaton, hala hakikati mi arıyorsun ha?" Yardakçıları güldüler.


“Hayır,” dedi büyük usta. Durumu kotarmak için salladı. “Bir fıkra düşünüyordum.”


“Anlat da biz de gülelim.” Dedi yardakçılardan biri, son derece ciddi bir sesle. Yargıç arkasında Nemesis heykeli gibi delici gözlerle Paliaton’a bakıyordu.

Oturduğu yerden anlatmaya başladı Paliaton.


Biri Diyojen’e sormuş; “Küfeyi kaça aldın?”
Diyojen demiş ki;
“Bu bir küfe değil, kralın vicdanı kadar geniş bir pithos.
Fiyatını üç kere ödedim. İçinde bir kere yaşayacağım.”


Paliaton kahkaha beklerken kötekle karşılaşınca koşmaya başladı. Çünkü o dönemler şehir devletlerinde Hukuk da ekonomi gibi bir pornographos türüydü ama koşarken düşünülemeyecek kadar çetrefil bir konuydu bu.


Agoranın ara sokaklarında onları atlattı ama artık Tanrıça Themis’i kızdırdığını biliyordu.


“Alt tarafı bir fıkra…” dedi kendine soluğunu düzenlerken. Durum sandığından vahimdi. “Artık düşünmesem iyi olacak.”


Başını önüne eğip ara sokaklara daldı. Çevresine ‘ben sadece yürüyorum’ vaybı yayarak devam etti. Bu kelimeyi geleceği düşünürken uydurmuştu. Janra, titr falan başka salakça kelimeler de uydurmuştu ama içlerinde en çok bunu seviyordu.


Gözleri elma tezgahının başındaki su perisini andıran grek hatuna kaydı. Güneş nehirlere benzeyen yüzüne vurmuştu. Işık, beyaz kıyafetinin içinden geçiyordu. Gözleri aşağı kaydı…


Fiyat etiketlerini görünce gözünü kaçırdı Paliaton.


Dilber ayrı, fiyatlar ayrı aklını almıştı Usta’nın. Yeminini yuttu ve düşünceleri tekrar ekonomiye kaydı. Bu kez daha gore.


“Sekmeler dolusu ekonomik model. Sarı, esmer, kızıl. 36 etnik unsurdan, çeşit çeşit, renk renk, desen desen halk kitleleri. Off…”


Paliaton, tekrar koşmaya başladı. Kendini durdurmak istiyordu. Düşünmekten korkuyordu artık. Hem geçmişte hem düşlediği gelecekte belli ki, düşünmek ciddi bir sorundu. Ama geri dönmek çok zordu artık.


“Kama-Sutra baz alınarak tasarlanmış bilmem kaç sayfa vergi kanunu. Yardır. İstediğin her pozisyonda vergi alma yöntemleri. İskenderiye kütüphanesinden daha geniş bir arşiv… Sadece ekonomi dalında hem de.”


Başı çatlayacak gibiydi düşünmekten. “İnsan düşünürken utanıyor.” diye düşündü Paliaton. Ama gaza gelmişti artık.  


“Her ekonomik kalkınma modeli aynı. Giriş-Çıkış-Giriş. Ve hep sonunda sahneye cinsiyet, tür, eşya, boyut, zamansal yırtık fark etmeksizin her şeyi skip geçen eril şiddet giriyor. Zavallı halk küçücük. Büzüşmüş. Wunderbar!”


Ter içinde kalmıştı. Evi karşısındaydı. Doğru hamama girecek, bir testi şarap alacak ve beynini uyuşturana dek içecekti. Başka çaresi kalmamıştı.  

Tam kapıdan girecekti ki agoradan koşarak gelen bir çığırtkanın sesi onu durdurdu. Mali işlerden sorumlu Apollon Rahibinin son emrini bağırarak önünden geçip gitti.  

“Fiyatları Zeus artırıyor!”


“Oha!” dedi büyük usta Sanki hakikati bulmuşçasına büyük bir şaşkınlıkla. “Çok mantıklı lan.”


Bunun üzerine Usta Paliaton’un beyni oracıkta patlayıverdi.

Rastgele

Yorumlar (2)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.