Çengel Fanzin - 5"Ölüm" temalı fanzinimiz için eser alımı başlamıştır. Lütfen eserlerinizi 30 Haziran'a kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
KAYIP
DENEME

KAYIP

Sylvan Clownson17 Haziran 20267 dk okuma68

Kafamın içinde kurduğum küçük, güvenli dünyadan çıkmamam gerektiğini biliyordum.

‘Gidip de dönmeyesim var’
ile başlayan yolculuğum, ‘dönüp de bulmayasım’ korkusunun getirdiği endişeyle tam anlamıyla bir kayboluşa dönüştü.


Temkinli davranıp yolumu kaybetmemek adına ardımda bıraktığım ekmek kırıntılarını göçmenler topladı.


Şimdi geri de dönemiyorum. Onlara kızamıyorum çünkü açlar. Çok büyük bir iştaha sahip, batılı ve oldukça açgözlü adamlar onların fakir, kuru ekmekten evlerini yediği için evsizler. Aynı adamların doğulu versiyonunun ihaneti sonucu vatansızlar.


Kızamıyorum çünkü onlardan bir farkım yok.


Bu masalsı teşbih sonucu ne onlar doydu ne onları yerlerinden edenler. Ve ben de boş yere yolumu yitirmiş oldum.

Önüme baktığımda yürüyecek daha çok yolumun olduğunu görüyorum. Ve belirsiz güzergahımda ne bir durak ne bir terminal var. İç dünyama geri dönebilmek adına öyle çok yürümüştüm ki, yorgunluktan beni şişmanlatıp fırınlayacak bir cadının hayalini kuruyordum.

Güneşin yaşam dolu ışınları zihnime ulaşmadan yutuluyordu.
Zihnimdeki orman soğuktu.
Titreyerek yürüdüm.

Zaman içinde elimde sadece, kaybolmanın getirdiği çaresizlik kalmıştı. Çaresizlik insana çok çirkin şeyler yaptırabilir. Bu tiple nereye gideceğime karar veremiyordum. Ne yöne dönsem benden daha kötü durumdaki bir geleceğe çıkıyordu yolum. Ve ceplerimde sadece ağır bir yabancılık hissi kalmıştı.

Biliyordum ki, çok dikkatli olursam; başımı belaya sokmadan, bu sonsuz beton ormanında hatırladığım bir yerlere varabilirdim.

Saçma kayboluşum yetmemiş gibi sanki hafızamı da yitirmişim.

Bu garip olaylar zinciri sonucunda birtakım yeteneklerimin oluştuğunu fark ettim. Bir sabah, kafamı bir nebze olsun dinlenmek için yasladığım tahta banktan kaldırıp on farklı dilde, fakirlik dedim.

Aslında o dillerin hiçbirini bilmiyorum. On farklı dilde konuşan insanların diş sıkışlarını, gayret ünlemlerini, gözyaşlarını, korkusunu görebiliyor, işin garibi anlıyordum.

Bir süre sonra anladım ki, acıyı anlatmak için bir lisana ihtiyaç yokmuş.

Kayboluşum esnasında insanı görüp tanıdıktan sonra bir ağacın altında kendi kendime hayıflandım.

“Keşke kimsenin beni tanımadığı, köşedeki binanın mermerine tünemiş, saatlerce düşlerime kendimi kaptırıp gelip geçeni izlediğim o küçük dünyadan hiç çıkmasaydım.”

Ama kaybolduk artık…

Bir kere kaybolduysanız durmak için bir sebebiniz yoktur. Ya geri döner ya ilerlersiniz. Canınıza mal olsa bile...

Devamlılık…

Yaşamın zorunluluğu ve insanın sırtındaki en büyük yük.

Tüm bu yükü nasıl taşıdıklarına hâlâ şaşırıyorum. Devam etmek için bir sebepleri olmamasına rağmen koşuyorlar. Hayat onlara bir anlam ifade etmese de yaşıyorlar. Yaşamın en ilkel formunda, sadece hayatta kalarak bile var olmaya devam ediyorlar.

Bir sahtelik fanusunda yüzen balıklar.

Sahte diyorum çünkü orada, ‘gerçek dünya’ dediğiniz çöplükte her şey bir kopyadan ibaret.

Düşsel aşklar reel(s) yalnızlıklara, kusursuz hayatlar kirli paraya, zengin olmak adına kurulan hayaller, başka birini zengin etmeye harcanan birbirinin kopyası günlere dönüşmüş.

Ve dünyanın en büyük balonu, iyi olgusu, köhne bir binada, bir çakalın altında inliyor. Adamın aklında kâr ı. Bu tek taraflı bir ticaret ve biliyorum ki, iyilik bu fuhuştan para bile alamayacak.

Öfkem ekmeğine yağ sürüyor biliyorum. Bu yüzden sakinleşmeliyim.

Kaybolduğumdan beri keşkelerin lüzumsuzluğunun farkındayım ve bu kısa zaman içinde bütün keşkeler için her zaman geç olduğunu bilecek kadar çok bu kelimeyi tekrar ettim.

“Keşke gitsem...
Keşke yeşile, doğaya karışsam.
Kaçabilsem.
Herkesten ve her şeyden öteye geçsem ve yalnızlığın şarkısı dudaklarımdan dökülürken, bir yol kenarında yorulup otursam.
Düşünemesem mesela. Bir neden aramasam.
Keşke bunları düşüneceğime yaşasaydım misal.”

Ama bazı şeylerin farkına varabilmek adına harcadığınız çabadan sonra değiştirmek için fazla gücünüz kalmıyor. Kendinize yetebiliyorsanız, başkalarına yetersizsiniz.

Üzerine biraz düşününce insanın ağzında buruk bir tat bırakan bu kelime; geç kalınmışlığı, artık iş işten geçmişliği, bu saatten sonra ne yapsan faydasızlığı anlatabilmek adına söylenmiş bir kısaltmadan başka bir şey değil.

Şimdi, onun tadını dilimden silmek adına, tükürüp, yoluma devam edeceğim.

Rastgele

Yorumlar (0)

Yorum yazmak için giriş yapmalısın.