
ey’ler mehtabı gönül ini
sevecek tanrı kalmadıysa düş’tür bu başımıza gelenler
içinden şeytanı çıkarsan dahi
cennet’ten ibaret olmaz bütün din’ler
sultan’ın asr’ında binek bir emanet
üstünden nice devranlar dönsün diye
tahta’dan taht olunca oduna duyulan minnet
üstüne nice faniler konsun diye
dert dinlenir, bir vakit çıkmazında
tepeden inme gül-beyaz koynunda biter
üzümün suyu, usul usul yanar pekmezinde
ruhun kavruk alevi yalnız hoş-seda ile söner
talepkar sükunet dindirir kimi feryadı
lakin kelamın ettiğini, kılıç edemez
nefsin ırmağıyla yıkanır aklın dimağı
sur’dan geçilir de sır’dan geçilmez
gönül bahçesinde yeşeren imdat ağacı
dört koldan savaşmaya meyillidir er kişi
insana mesken olunca ayrılığın yamacı
yekpare bir cefadır gün’ün dönülmez gidişi
elem dilde durur, nefes derinde
doğmamış kün'e yüz yıllık kaftan biçilir
beşere imtihanı zor gelir de
gecenin behrine son bir beyaz örtü seçilir
alem döner zerre’sinden umduğuyla
alim söyler tebaa’sından duyduğuyla
gelen gider mazi’sinde olduğuyla
misafir kalkar sofradan, bir ömür bulduğuyla
Yorumlar (0)
Yorum yazmak için giriş yapmalısın.
