Çengel Fanzin 6 yayında!Fanzin bölümünden okuyabilirsiniz.
SERBEST

edebiyat dedikoduları

@zagalar
@zagalar
·18 Eylül 2026 · 06:286 saat önce491 yanıt
her zaman sanat, felsefe ve bunların içindeki derinliklerden mi konuşacağız. biraz gıybet iyidir deyip ilk açılışı yapıyorum. edebiyat ve sanat tarihinde bildiğiniz dedikoduları, hikayeleri bekliyorum. bende dahil bir çoğumuz sinan cemgil'i tanımıyoruz, hatta belkide ismini ilk defa duymuşsunuzdur. 15 kasım 1944'da öğretmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen cemgil tarihler 1964 yılını gösterdiğinde odtü mimarlık fakültesi’ne girdi. aynı dedesi erzurumlu cemal bey milli mücadele yıllarında muğla'da kuva yi milliye’nin örgütlenmesinde rol aldığı gibi o da üniversite yıllarında siyasetle aktif biçimde ilgilenmeye başladı. hal böyle olunca üniversite yıllarında, sosyalist fikir kulübü'nün kuruluşunda rol aldı, hatta bu kulübün başkanlık görevinde bile bulundu. içindeki ülke sevgisi okuduğu şiirler ve kitaplardan dolayı kaynadıkça kaynıyordu. 1970 yılına geldiğimizde kendini, thko’nun(türkiye halk kurtuluş ordusu) kurucuları arasında buldu. 12 mart muhtırası'ndan sonra emniyet güçleri tarafından yakalanan deniz gezmiş ve arkadaşlarının serbest bırakılması için malatya kürecik radar üssü'ndeki amerikalıları rehin alma planı yaptılar. ancak bu girişim öncesinde inekli köyü muhtarı tarafından ihbar edilince birlikler kuşatıldılar ve 31 mayıs 1971 günü çıkan çatışmada, sinan cemgil, alparslan özdoğan ve kadir manga ile birlikte öldürüldüler. öldüğünde cebinden bir şiir çıktı; --- spoiler --- “bir adam öldü gazeteler bile yazdı öldüğünü ajanslar bile verdi ama gömülemedi ne bok yesin mezarcı başı nasıl örtsün toprağını adam ha babam bağırmakta batan güneşe karşı nüfusunu düşseler kütükten helvasını kotarsalar vasiyetini yazsalar adam ha babam ummakta doğan güneşe karşı adam adam değil ki adam kurtuluş marşı.” --- spoiler --- yazarı kurmay albay erdoğan çokduru’du. daha sonra o dönemin amiri albay, çokduru'ya dönerek bir teröristin cebinde senin şiirinin ne işi var diye sorguya çekti. çokduru, bir şey diyemedi... paşa olmayı beklerken kıdem indirimi cezası alarak rütbesi düşürüldü ve albay olarak emekli oldu. bu durumdan çok etkilenmişti ki bir daha asla şiir yazmadı. ufacık bir şiir öylece kağıtta olduğu gibi yerinde durmaz bir kere, bir albayın kaleminden sessizce havalanır ve birinin gönlünde bir fikre dönüşür... ....son....

Yanıtlar (1)

  • Ersoy Kanay
    Ersoy Kanay21 Eylül 2026 · 19:39

    bir dedikodu değil de bir aşk. zaten çoğunuz biliyorsunuz ama burada dursun istedim. yeşilçam'ın en trajik aşkı afet-i devran neriman ile izzet günay'ın mutsuz sonu... ılık bir ekim sabahı surp agop hastanesi'nin dahiliye koğuşundaki çarşafları solmuş ranzada yorgun bir kadın yatıyor ve onun ellerini tutan başka bir kadın... bir şeyler söylemeye çalışıyor yorgun kadın, sesi zor çıkıyor kelimeleri kesik kesik... şu cümleler düşüyor kurumuş dudaklarından: "onu bana getir son defa göreyim..." yorgun kadın, bir zamanların afet-i devran neriman'ı... sizlerin bildiği adıyla; neriman köksal türk sinemasının yarı "vamp" yarı "abla" karakteri... son anlarını yaşayan bu muhteşem kadının ellerini tutan ve onu teselli etmeye çalışan diğer kadın ise, "sinemanın en güzel abilerinden" sadri alışık'ın büyük aşkı, eşi çolpan ilhan... "tamam, getireceğim onu sana. sen şimdi dinlen, yorma kendini..." diyor çolpan hanım, neriman'a... kalkıyor yanından... gözlerinden yaşlar süzülüyor... hızlı adımlarla hastanenin girişindeki telefon kulübesine gidiyor... bir numara çeviriyor... "merhaba ediz ben çolpan, neriman'ın yanındayım durumu hiç iyi değil son bir isteği var..." telefonun ucundaki kişi, sinemanın başka bir güzel abisi; ediz hun... bir kaç saniye yutkunduktan sonra cevap veriyor o güzel adam: "anladım! şimdi gidip onu alacağım ve oraya getireceğim..." o... kim o?.. ve afet-i devran için neden bu kadar önemli?.. o da başka bir yıldız başka bir yakışıklı... "vesikalı yarim"in manav halil'i "ağaçlar ayakta ölür"ün orhan'ı ve neriman köksal'ın "kimse fatma gibi öpemez" filminde birlikte rol aldığı izzet'i (günay)... yani bu filmdeki jale'nin, fatma'ya (girik) kaptırdığı aşkı avukat kemal'i... işte bu filmle başladı neriman'ın izzet'e platonik aşkı!.. ve o aşk ölene kadar da sürdü... izzet, ipek hanımla evlendi... neriman uzaktan seyretti... hep içine attı... ama herkes biliyordu bu umutsuz aşkı... şimdi son isteği, o adamı bir kez daha görebilmek ancak bu o kadar kolay değildi... ediz, izzet'i almaya gittiğinde ipek hanım da evdeydi. "hayır" dedi yakışıklı jön arkadaşının kulağına usulca, "eşime ayıp olur, gelemem..." ediz ısrar ediyordu ama izzet son sözünü söylemişti... başı önde ayrıldı evden yapacak bir şeyi kalmamıştı ediz'in. üzüntüden, kendisinden haber bekleyen çolpan'a da haber veremedi nasıl diyecekti ki "gelmiyor" diye!.. bir kaç saat dolaştı caddelerde, sokaklarda ama gitmeli söylemeliydi... zor da olsa söylemeliydi neriman'a büyük aşkının "vedaya" gelmeyeceğini... akşama doğru hastaneye gitti ölmek üzeri olan arkadaşının bulunduğu katın merdivenlerini çıkarken zorlanıyordu bitkin... umutsuz... ve çok üzgündü ancak odanın bulunduğu koridora gelince büyük bir şaşkınlık yaşadı neriman'ın odasının kapısının önünde iki kadın duruyordu... biri sevgili dostu çolpan ilhan diğeri de, izzet'in karısı ipek günay... ikisinin de yüzünde buruk bir tebessüm vardı çolpan, ediz'in soru sormasına fırsat bırakmadan; "izzet içerde" dedi, gülümseyerek ardından ipek hanımı işaret etti ve sözlerini sürdürdü: "sen evden ayrıldıktan sonra ipek, ızzet'e ne olduğunu sormuş. izzet başta söylemek istememiş. ama ısrar edince anlatmış" "evet" dedi, araya giren ipek günay ve devam etti: "duyunca çok üzüldüm ve izzet'e, gitmesi için rica ettim. baktım hâlâ tereddüt içinde, sen gitmezsen ben gidiyorum dedim! onu da anlıyorum, beni kırmak istemiyor. ama bu tek taraflı bir aşk ve saygı göstermek zorundayız. sana çabaların için teşekkür ederim ediz. gerçek bir dostsun" izzet uzun süre başbaşa kaldığı "karşılık vermediği" aşkının odasından çıktığında çok üzgündü hatta darmadağın ediz'i selamladıktan sonra çolpan'a dönerek "seni istiyor" dedi ve ipek hanımla hastaneden ayrıldı... bu olaydan üç gün sonra (22 ekim 1999) afet-i devran neriman, surp agop'taki odasında gözlerini hayata yumdu mutlu bir şekilde... dostlarla birlikte grubundan alıntıdır.

Yanıt yazmak için giriş yapmalısın.