SERBEST

kıssalar

Yavuz Evliyaoğlu
Yavuz Evliyaoğlu
·15 Haziran 2026 · 12:418 Ağustos 2026853 yanıt
bedevi çölde devesiyle giderken kumların üzerinde perişan vaziyette birinin 'su' diye inlediğini görür ve devresinden inerek matarasini çaresiz adama uzatır. adam suyu içtikten sonra kendine gelir ve bedevinin elini ayağını bağlayıp deveye binip yola koyulur. soyulan bedevi, hırsızın arkasından bağırır: "tamam, deveyi al git ama sakın bu olayı kimseye anlatma!" hırsız bu sözü tuhaf bulup geri döner ve nedenini sorar. bedevi şu ibretlik cevabı verir: "eğer bu olayı herkese anlatırsan, insanlar çölde muhtaç ve susuz birini gördüklerinde ona yardım etmemeleri gerektiğini öğrenirler. korkudan kimse kimseye bir yudum su vermez. benim ricam, insanların birbirine olan inancının ve iyilik yapma duygusunun yok olmamasıdır."

Yanıtlar (3)

  • Sylvan Clownson
    Sylvan Clownson18 Haziran 2026 · 09:01

    zamanında zine alimi donumu kuşanıp bir kıssa yazmıştım. lapçukiiler soyunun aşkı memnu kolundan süleyvani tarikatının lideri hakkında kısa bir kıssa. (hatta o kadar derin ki, kıssssssssa desem yersiz olmaz.) lapçukî kötü belediyecilik ve paraya dayalı edebiyat anlayışının hüküm sürdüğü, yüzyıllar öncesine dayanmayan kadim bir topluluğun üyelerine denirdi. o zamanlar ülkeye henüz zin (fanzin, zine) yayılmamıştı. edebiyat ‘satar-satmaz’ sarmalında boğuluyor, kafalı kafalı dergilerin zulmü altında titriyordu. kötü belediyeciler edebiyatseverleri üzerine bastığında paçanı çamur eden gevşek zemin taşına layık görüyorlardı. lapçukiiler geldiğinde heybelerinde zini getirmişlerdi. şehirlerin çamurlu sokaklarında zin dağıtmak için yürüdüklerinde ayaklarından çıkan lapçuk lupçuk sesleri üzerine belediye ve dergiciler onlara lapçukiler ismini taktı. lapçukiiler zin taşıyorlardı. gerçek edebiyat. kaynağından halka... zin dağıtıyorlardı. en başta amaçları temizdi. sanatı paragözlerin pençesinden, edebiyatı klişelerden kurtarmayı hedeflemişlerdi. insanlara ‘çok’un o kadar da iyi olmadığını anlatmaya çalıştılar. her yerden geldiler. varoştan, şehirlerden, köylerden, üniversitelerden... her kafeyi gezdiler, her rafı taradılar. o kadar çoğaldılar ki amaçlarını yitirdiler. anlamsızlaştılar. birçoğu yolunu kaybedip o büyük pastadaki payının peşine düştü. birçoğu ‘çok’a bok satan birer markete dönüştüler. içlerinden çok azı bu büyük çürümeye direnmeyi başarabilmişti. direnmeye bile direnecek kadar asi olanlar ve tembeller akışı değiştirdi. lapçukiler bölündü ve binlerce kola ayrıldılar. kardeş kanı döküldü ve başladı zincilerin savaşı. saf kalmayı başaranlar 4 kola ayrılıp kendi yollarını izlediler. süleyvani tarikatının kurucusu olan hocamız ise o dört kolun birleştiği mortal kombattaki goro gibidir. taktik yemez, jetonunuzu alır. bu arada hala katılmadıysanız; gerçek lapçukîler zinnette 40 tane okuyucuyla ödüllendirilecek. *zinnet: fanzincilerin gideceği düşük bütçeli fotokopi cennet.

  • Yavuz Evliyaoğlu
    Yavuz Evliyaoğlu19 Haziran 2026 · 13:56
    Sylvan Clownson: zamanında zine alimi donumu kuşanıp bir kıssa yazmıştım. lapçukiiler soyunun aşkı memnu kolundan süleyvani tarikatının lideri hakkında kısa bir kıssa. (hatta o kadar derin ki, kıssssssssa desem yersiz olmaz.) lapçukî kötü belediyecilik ve paraya dayalı edebiyat anlayışının hüküm sürdüğü, yüzyıllar öncesine dayanmayan kadim bir topluluğun üyelerine denirdi. o zamanlar ülkeye henüz zin (fanzin, zine) yayılmamıştı. edebiyat ‘satar-satmaz’ sarmalında boğuluyor, kafalı kafalı dergilerin zulmü altında titriyordu. kötü belediyeciler edebiyatseverleri üzerine bastığında paçanı çamur eden gevşek zemin taşına layık görüyorlardı. lapçukiiler geldiğinde heybelerinde zini getirmişlerdi. şehirlerin çamurlu sokaklarında zin dağıtmak için yürüdüklerinde ayaklarından çıkan lapçuk lupçuk sesleri üzerine belediye ve dergiciler onlara lapçukiler ismini taktı. lapçukiiler zin taşıyorlardı. gerçek edebiyat. kaynağından halka... zin dağıtıyorlardı. en başta amaçları temizdi. sanatı paragözlerin pençesinden, edebiyatı klişelerden kurtarmayı hedeflemişlerdi. insanlara ‘çok’un o kadar da iyi olmadığını anlatmaya çalıştılar. her yerden geldiler. varoştan, şehirlerden, köylerden, üniversitelerden... her kafeyi gezdiler, her rafı taradılar. o kadar çoğaldılar ki amaçlarını yitirdiler. anlamsızlaştılar. birçoğu yolunu kaybedip o büyük pastadaki payının peşine düştü. birçoğu ‘çok’a bok satan birer markete dönüştüler. içlerinden çok azı bu büyük çürümeye direnmeyi başarabilmişti. direnmeye bile direnecek kadar asi olanlar ve tembeller akışı değiştirdi. lapçukiler bölündü ve binlerce kola ayrıldılar. kardeş kanı döküldü ve başladı zincilerin savaşı. saf kalmayı başaranlar 4 kola ayrılıp kendi yollarını izlediler. süleyvani tarikatının kurucusu olan hocamız ise o dört kolun birleştiği mortal kombattaki goro gibidir. taktik yemez, jetonunuzu alır. bu arada hala katılmadıysanız; gerçek lapçukîler zinnette 40 tane okuyucuyla ödüllendirilecek. *zinnet: fanzincilerin gideceği düşük bütçeli fotokopi cennet.

    bugün de zinnet'i öğrendik :)

  • Cem Birgi
    Cem Birgi8 Ağustos 2026 · 21:49

    bilgeye sormuşlar: "efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?" "terzimi severim." diye cevap vermiş. soruyu soranlar şaşırmışlar: "aman üstat, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor? o da nereden çıktı? neden terzi? bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş: "dostlarım, evet ben terzimi severim. çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. ama ötekiler öyle değildir. bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da beni hep aynı gözle görürler."

Yanıt yazmak için giriş yapmalısın.