Çengel Fanzin - 7"Distopya" temalı fanzinimiz için eser alımı başladı. Lütfen eserlerinizi 31 Ekim'e kadar cengelsanatedebiyat@gmail.com adresine iletiniz.
EDEBIYAT

türkiye neden gelişemiyor?

Ersoy Kanay
Ersoy Kanay
·16 Ekim 2026 · 20:552 gün önce200 yanıt
siyasetçilerin ahlaksız olması en yüzeyel bakış açısı. biz kimsek siyasetçiler de o aslında. şimdi fondan parayı götürenleri en çok eleştirenler eminim ki fırsat ellerine geçse paralarını elliye katlarlardı. kusura bakmayın biz buyuz. ama olayı bu sığlıkta tartışmayalım. putin'in avrupayı titrettiği, amerika'ya kafa tuttuğu, yedi cihana meydan okuduğu bir dünyada insan ister istemez soruyor? rusya ne üretiyor ki? silikon vadisi desen yok, dünya çapında tükettiği teknoloji markaları desen sınırlı. rusya'nın ekonomik gücünü doğal gazı, petrolü, silahları ve nükleer kapasitesi üzerinden açıklamak saçmalık. mesele bundan ibaret değil. adamların elinde öyle bir bilimsel ve askeri miras var ki bugün bile dünyanın geri kalanıyla aynı masaya oturabiliyorlar ve masaya yumruklarını vurabiliyorlar. ırak yani saddam hüseyin bi gecede kuveyti işgal etti ne oldu? ırak diye bir şey kalmadı. rusya ukraynaya daldı ne oldu. toprak kazandı ve masada pazarlık yapıyor. peki bu miras ne mq? rus edebiyatı ve düşünce tarihine bakın. dostoyevski, tolstoy, çehov, gogol, turgenyev. devamını siz sayın. bir tarafta insanın ruhunu otopsi masasına yatıran edebiyat, diğer tarafta toplumun, iktidarın, ahlakın ve insanın ne olduğuna dair bitmek bilmeyen bir düşünce geleneği. devrim öncesinden devrim sonrasına uzanan bu birikim, sovyet döneminin kitlesel eğitim ve bilim politikalarıyla birleşti. elbette uzaya yalnızca dostoyevski okuyarak çıkmadılar; mühendislik, matematik, fizik, devlet yatırımları ve askerî rekabet de vardı. ama 1957'de sputnik'i yörüngeye yerleştiren, 1961'de gagarin'i uzaya gönderen ülke, düşünsel ve bilimsel altyapısını bir günde kurmadı. bugün rusya'nın bütün sorunlarına rağmen hala o mirasın ekmeğini yediğini söylemek mümkün. sovyetler dağıldı ama birikmiş mühendislik bilgisi, bilim kurumları, teknik eğitim geleneği ve uzay programı bir gecede buharlaşmadı. şimdi gelelim asıl olaya ve tanıma. türk edebiyatı? burada insanın karşısına bazen öyle bir manzara çıkıyor ki rusya'nın uzaya nasıl çıktığını tartışırken kendi edebiyatımızın neden hala aynı dar çevrelerin etrafında dönüp durduğunu düşünmeye başlıyorsun. memlekette edebiyat, sanki bir kaç fildişi kulesine yerleşmiş, ömrünü kitap okumakla geçirmiş, bir süre sonra okuduğu kitapların altında ezilerek hayata karşı bağışıklık kazanmış insanların özel mülküymüş gibi davranılıyor. bu çevrelerin kendi estetik anlayışları, kendi jargonları, birbirini tanıyan yazarları, birbirini ağırlayan dergileri ve birbirini ödüllendiren ilişkileri var. dışarıdan bakınca edebiyat dünyası, içeriden bakınca aynı kişilerin birbirlerinin sırtını kaşıdığı kapalı bir mahalle. tabii ki iyi edebiyat emek ister. elbette her yazılan öykü başyapıt değildir. bir metnin kötü olduğunu söylemek de eleştiri geleneğinin parçasıdır. mesele bu değil. mesele, iyi metni ayırt etmekle kendine benzeyen insanı seçmek arasındaki fark.hababam sınıfındaki failatün failatun öğreten öğretmen gibi. bir insanın edebiyat anlayışı sana benzemeyebilir. dili farklı olabilir, biçimi farklı olabilir, anlattığı şey rahatsız edici olabilir. mizah yapabilir, absürt yazabilir, okurun kafasını ütüleyebilir, alışılmış anlatım biçimlerini parçalayabilir. bütün bunlar onu otomatik olarak iyi yazar yapmaz ama otomatik olarak edebiyat dışına atılmasını da gerektirmez. bizde asıl tartışılması gereken şey edebiyatın hangi metinleri dışarıda bıraktığı ve bunu hangi ölçütlerle yaptığıdır. çünkü bazen bir metnin önüne geçmek için onun kötü olduğunu kanıtlamaya bile gerek kalmaz. yazarı yanlış çevrede değildir, yanlış insanlarla takılıyordur, yanlış biçimde yazıyordur, yeterince makbul görünmüyordur. edebiyatın kapısındaki görünmez güvenlik görevlisi, daha metni okumadan kimlik kontrolü yapıyordur. sonra da dönüp soruyoruz? neden bizden dünya çapında yazarlar çıkmıyor? neden yeni edebiyat hareketleri yaratamıyoruz? neden edebiyatımız kendi sınırlarını aşmakta zorlanıyor? belki de soruyu yanlış soruyoruz. mesele yalnızca ne kadar yetenekli yazar yetiştirdiğimiz değil, o yazarların ne kadarının kendilerini gösterebilecek alan bulabildiği. rusya örneğinden çıkarılacak ders, rus edebiyatını taklit etmek ya da sovyet sistemini romantikleştirmek değil. sovyetlerin de sansürü vardı, yasakladığı yazarları vardı, kendi kalıplarına sığmayanları cezalandırdığı dönemleri vardı. yani aynı ülke hem olağanüstü bir düşünsel ve bilimsel üretim yaratabildi hem de kendi düşünürlerini susturabildi. ama eğitime bunu yansıtmadı. asıl ders şu olabilir. bir ülkenin kültürel birikimi, o birikimi temsil ettiğini iddia eden birkaç kişinin tapulu malı değildir. türk edebiyatının da bu dinozorların elinden kurtulması gerekiyor. yaşlarıyla, okudukları kitapların sayısıyla, birbirlerini ne kadar zamandır tanıdıklarıyla değil metinlerle, fikirlerle, yeni anlatım biçimleriyle uğraşmaları gerekiyor. edebiyatı bir aidiyet kulübü olmaktan çıkarıp çatışan fikirlerin, farklı seslerin ve birbirini rahatsız eden insanların alanına çevirmek gerekiyor. çünkü edebiyatın görevi, mevcut edebiyat çevresinin zevkini okşamak değildir. gerekirse o çevrenin bütün ezberlerini bozmak, kutsallarını devirmek ve okurun huzurunu kaçırmaktır. yeni geleni eskiye benzemediği için kapının dışında bırakırsan yeni bir şey üretemezsin. yalnızca eskisinin daha kötü bir kopyasını üretirsin. sonra da rusya neden uzaya çıktı, biz neden çıkamadık diye birbirimize bakarız. önce edebiyatın kapısını açın. belki içeri girenlerden biri, sizin yıllardır bakmadığınız bir yere bakıyordur. yoksa aynı masada birbirimizi övmeye devam ederiz. masanın altında da ülkenin bütün potansiyeli çürür gider. çok yakında bu sisteme savaş açacağım. sifon diye bi yarışmayla karşınızda olacağım. beni takip etmeye devam edin. sifonu çekince gitmeyen bokları da elimizle tutar atarız çöpe. unutmayın bu ismi. sifon, ya da sifon türkiye olacak ismi. sifonu ben değil halk çekecek.🤪

Yanıtlar (0)

Henüz yanıt yok — ilk yanıtı sen yaz.

Yanıt yazmak için giriş yapmalısın.